Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Mesneviden Hikayeler

MESNEVİ'DEN HİKAYELER -CİLT 3-

AŞIKLAR İÇİN CAN VERMEK KOLAYDIR

Bu yüzden onlar, Calinus'a da aldırış etmezler. Aleme de. Ay gibi göklerde doğar, göklere ışık saçarlar. Eğer bu söz, Calinus'a iftira ise cevabım Calinus'a değil. Bunu söylemiş olan kişiye. Çünkü bunu söyleyen nurlarla dolu gönüle eş olmamıştır. Can kuşu, kedilerden “ Hele durun bakalım” sesini duyunca delik arayan fareye dönmüştür. O yüzden canı, fare gibi bu dünya deliğini vatan tutmuş, yurt edinmiştir. Bu delikte yapılar yapmaya girişmiş, bu deliğe layık bilgilere sahip olmuştur. Ona bu delikte yarayacak onu burada yüceltecek sanatları seçti de diğerlerini bıraktı. Çünkü dışarı çıkmadan ümidini kesti, bedenden kurtulma yolu kapandı. Örümcekte Anka tabiatı olsaydı tükürüğüyle çadır kurar mıydı hiç? Kedi pençesini kafese de atar. Pençesinin adı dertti, elemdir, ıstıraptır. Kedi ölümdür, pençesi de hastalık, kuşu da kuşun kanadını da pençeler. Kuş, bucak, bucak ilaç bulmaya koşar. Ölüm kadıya benzer, hastalık şahide. Bu şahit, kadıdan gelen adam gibidir. “ Gel kadı, seni mahkemeye istiyor” der. Ondan kaçıp kurtulmak için bir mühlet istersin verirse ne ala vermezse “ Olmaz, hadi kalk” diye emreder. Mühlet istemen, mühlet alman ilaçlardır tedavidir. Adeta ten hırkasını yamalarla yamarsın! Fakat nihayet bir sabah kızgın bir hale gelir. “ Bu mühlet niceye bir sürecek? Utan artık!” der. Ey hasetlerle dopdolu olan adam, o gün gelmeden önce davran da padişahtan özür iste! Atını karanlıklara süren adam, gönlünü o nurdan tamamıyla ayırır. Şahdan da kaçar, şahitten de, götürmek istediği yerden de. Çünkü o şahit, onu kazaya hükme davet etmektedir. Bu sözü bırak da o gece mescide konuk olan adamın ahvalini anlat! Ahali dedi ki: “ Babayiğitlik satma, yürü bu sevdadan vazgeç de elbisen de burada rehin kalmasın, canın da! Burada gecelemek, uzaktan kolay görünür ama bu geçit sonunda güçleşir! Nice kişiler vardır ki kasınır, böbürlenir. Fakat elem ve ıstırap zamanında yapışacak, el atacak bir şey arar! Savaştan önce halkın gönlüne iyi bak ve kötü hayal kolay görünür. Fakat adam savaşa girdi mi iş o zaman sarpa sarar! Madem ki aslan değilsin, ileriye ayak atma. Çünkü ecel kurttur, canınsa koyun! Yok eğer Abdal'dan olmuşsan, koyunun aslan haline gelmişse korkma, emin bir halde gel ileri ölümün sana mağlup olur, bir şey yapamaz! Abdal kimdir? Varlığı değişmiş olan, Tanrının değiştirmesiyle şarabı sirke kesilen! Fakat sarhoşsan kendini aslanları bile tutarım. Emrime ram ederim sanıyor, sarhoşlukla aslan olduğunu zannediyorsan kendine gel, sakın ileri atılma! Tanrı doğru yolu bulmamış kötü münafıklar hakkında “ Onların savaşmaları, kendi aralarında şiddetlenir” dedi. Kendi kendilerine kaldılar mı er kesilirler. Fakat savaşta evdeki karılara dönerler. O gayp askerinin başbuğu Peygamber dedi ki: “ Ey yiğit, savaştan önce yiğitlik olamaz!” sarhoşlar, savaş lafına kalkıştılar mı ağızlarından köpük saçarlar ama savaş kızışınca köpük gibi kalırlar, hiçbir işe yaramazlar. Bu çeşit adamın kılıcı savaş sözü olunca, uzar. Asıl savaştaysa soğan gibi kat, kat kınlara gömülür! Savaşı düşündüğü zaman gönlü, yaraları arar, saflara dalar, erlikler gösterir. Savaş zamanındaysa bucak, bucak kaçar? Cefaya uğrayıp cilalanacağı zaman kaçan, sonra da safa dileyen kişiye şaşarım doğrusu.

Aşk davaya benzer, cefa çekmek de şahide, şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki! Kadı, senden şahit isterse incinme. Yılanı öp ki hazineyi elde edesin! Zaten o cefa sana değildir ki ey oğul sendeki kötü hulyadır. Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarını silker! Kızıp atı döven, hakikatte atı dövmez, aksak yürüyüşünü döver. Bu yürüyüşü bıraksın da iyi yürüsün, rahvanlaşsın der. Üzüm suyunu şarap olsun diye hapis edersin ya. Birisi bir yetimi dövse gören der ki. O yetimceğizi neye dövüyorsun. Tanrıdan korkmuyor musun? Döven de “ Canım, dostum, ben onu ne vakit dövdüm ki? Ben, ondaki Şeytanı dövüyorum” der. Annen, sana “ geber” dese bu sözüyle kötü huyunun, kötülüğünün gebermesini ister. Edebden, terbiyeden kaçanlar, erliğin yüz suyunu da! Bunlar, kendilerini kınayanları da savaştan döndürürler. Nihayet böyle rezil ve kahpe bir halde kala kaldılar. Herzevekillerin herzelerini, manasız sözlerini saçma gururlarını aza dinle, bu çeşit adamlarla savaş safına girme. Tanrı bunlar hakkında “ Onlar size uyunca sayınızı çoğaltmazlar, ancak aranıza nifak sokar, hile ve fesadı çoğaltırlar” dedi. Er olmayan kaypak arkadaşlara uyma, çevir onların yaprağını! Çünkü onlar sizinle yoldaş olurlarsa gaziler de saman gibi içsiz bir hale düşerler. Size uymuş görünür, sizinle beraber safa girerler ama sonra kaçarlar, safı da bozar perişan ederler. Bu çeşit adamdansa münafıklardan pek kalabalık kişinin size uymadansa azlık asker daha iyi. Az, fakat adamakıllı olmuş güzel badem, acımış kötü fakat çok bademden iyidir elbette. Suret bakımından acı da birdir, tatlı da fakat hakikatte bunlar birbirine zıtdır, ikidir. Kafir o alemin varlığından şüphe eder, dirileceğini ummaz. Bu yüzden gönlünde korku vardır. Yola düşüp gider ama bir konak bile bilmez. Gönlü kör olan adam, korka, korka adım atar. Yolcu, yol bilmezse nasıl gider? Tereddütlerle gönlü kanla dolu olarak! Birisi “ Hay adam hay yol burası değil ki!” dese korkusundan hemen oracıkta duruverir. Fakat gönlüyle hakikati duyan, yolu bilen kişinin kulağına hiç öyle hay huylar girer mi? Şu halde bu deve yüreklilerle yoldaş olma. Çünkü onlar, darlık ve korku zamanında kayboluverirler. Onlar, laf da Babil sihrine maliktirler, her şeyi yapar, çatarlar ama iş dara geldi mi kaçar, seni yapayalnız bırakıverirler. Kendine gel ve züppelerden savaş umma. Tavus kuşlarından av avlama hünerini bekleme! Tabiat tavus kuşuna benzer, sana vesveseler verir, saçma sapan söylenir durur; nihayet seni yerinden yurdundan eder. O himmeti yüce garip dedi ki. “Beni, bu mescitte kalacak, bu mescitte uyuyacağım. Ey mescit bana Kerbela olsan yine aldırış etmem. (zaten yok olmayı, zaten ölmeyi istiyorum) sen beni muradıma eriştiren bir Kabe olacaksın ey seçilmiş ev, aman beni kurtar da Mansur gibi ipimle oynayayım. Size gelince. Öğüt vermede Cebrail bile olsanız Halil ateş içinde medet istemez ki. Ey Cebrail git, ben tutuşmuş yanmaktayım amber ve öd ağacı gibi yanmakta bana daha hoş geliyor. Ey Cebrail, sen bana yardım ediyorsun, kardeş gibi beni görüp gözetiyorsun ama ben ateşe atılmada pek çeviğim yanmakla azalacak, yanmakla çoğalacak, yaşayacak can değilim ki! Ot yemekle artan, gelişen can hayvan canıdır. O can ateşe mensuptur, odun gibi de telef olur gider. Odun olmasaydı meyve verir, ebediyen mamur bir halde kalır, her şeyi de mamurlaştırırdı. Bu ateş bil ki yakıcı bir yelden ibarettir. Asıl ateşin ışığıdır, kendisi değil. Asıl ateş esirdedir. Yeryüzündeki onun ışığı onun gölgesidir. Hulasa ışık ve gölge, daima oynar durur. Baki kalmaz. Yine koşa, koşa madenine gider, aslına kavuşur. Boyun daima olduğu gibidir de gölgesi bir an kısalır bir an uzar çünkü ışıkların hiç kimse sebat ettiğini görmemiştir; akisler yine döner; asıllarına, analarına giderler. Kendine gel, ağzını yum; fitne, dudaklarını açtı. Kuru sözlere giriş, doğrusunu Tanrı daha iyi bilir.

Bu hikaye sone ermeden hasetçilerden bir kötü dumandır geldi. ben bundan korkmam ama bu tekme belki bir gönlü saf kişinin ayağını çeler. O Hakimi Gaznevi, perde ardında kalanlara ne güzel manevi bir misal getirdi. Sapıklar, kuranda sözden, laftan başka bir şey görmezlerse şaşılmaz ki. Körün gözüne nurlarla dolu güneşin ışıkları gelmez de yalnız bir hararet gelir. Göbekli biri ansızın eşek yurdundan şunu, bunu kınayan karılar gibi baş çıkararak “ Bu söz yani Mesnevi aşağılık bir söz Peygamberin hikayesi ona uymaya anlatıp durmakta. Bunda öyle velilerin at koşturdukları makamlara ait yüce bahisler yüksek şeyler yok. Dünyadan ve Tanrıdan başka her şeyden kesilmeden tut da yokluk makamına kadar derce, derece mertebe, mertebe Tanrıya ulaşıncaya kadar. Her durağın her konağın şehri de yok ki bir gönül sahibi onunla kanatlanıp uçsun” dedi. O kafirler Tanrının kitabını da u çeşit kınadılar. “ Bu esatirden eski masallardan ibaret öyle derin bahisler yüce hakikatleri eşelemeler yok bunda bunu küçücük çocuklar bile anlar. Kabul edilecek yahut edilmeyecek emirlerden nehiylerden ibaret. Yusuf, Yusuf'un büklüm, büklüm zülüfler. Yakub, Zeliha'ın derdi. Hep bunlar değil mi? Bunları herkes anlar bilir. Nerede bir söz ki akıl onu idrak edemesin de hayretlere düşsün” dediler. Tanrıda dedi ki. “ eğer bu sana kolay görünüyorsa bu çeşit kolay, basit bir sure söyleyiver. Cinlerinize insanlarınıza kudret ve sanat sahibi olanlarınıza söyleyin de ehemmiyetsiz gördüğünüz ayetler gibi bir ayet meydana getirsinler!” Bu tertemiz aslan adama mescitte neler göründü. Sen onu söyle yine mescitte suya gark olmuş adam nasıl uyursa öyle uyudu. Gam denizine batmış aşıkların uykusu daima kuş ve balık uykusudur. Gece yarısı korkunç bir sestir geldir. Ey kendisine fayda dileyen geleyim mi, geleyim mi. Bu şiddetli ses tam beş kere geldi, korkudan adamın yüreği çatlıyor paramparça oluyordu. O Burara'lı aşık da kendisini muma atmıştı. O zahmet, aşkı yüzünden kendine kolay gelmekteydi. Her şeyi yakıp yandıran ahı, göklere yüceliyordu. Sad-ı Cihan'nın gönlüne merhamet gelmişti. O bir suç işleseydi, biz de o suçu gördük. Fakat “ Ey Tanrı, acaba o avaremizin hali nasıl? Bir seher vakti kendi kendisine diyordu ki merhametimizi adamakıllı bilmiyordu ki. Suçlu kişinin gönlüne bizden bir korkudur var. fakat korkusunda yüzlerce ümit gizli. Ben utanmayan ve korkmayan kişiyi korkuturum. Zaten benden korkanı neye korkutayım. Ateş, soğuk tencerenin altına konur, kaynayan coşkunluğundan baştan çıkan tencerenin altına değil! Benden emin olanları bilgimle korkuturum; korkanlarınsa korkularını teskin ederim. Ben yamacıyım yamanması icap eden yeri yamarım. Herkese nabzına göre şerbet veririm. Kişinin sırrı ağacın köküne benzer yaprakları o kökten feyz alırda kupkuru gövdesinden çıkar yeşerir. Yapraklar köke göredir ağaçta böyle olduğu gibi nefislerde akıllarda da böyledir. Vefa ağaçlarından göklere yücelmiş kollar kanatlar var. Kökleri yerli yerinde de ferileri gökte. Aşk yüzünden gökte kollar kanatlar meydana gelirde Sadr-ı Cihan'nın gönlüne nasıl merhamet gelmez. Gönlünde o suçu affetme denizi dalgalanmaya başladı. Zaten gönülden gönüle pencere vardır. Gönülden gönüle pencere olduğu muhakkak. İki gönül iki ten gibi birbirinden ayrı ve uzak kalamaz. İki kandilin yağ konan kapları birbirine bitişik değildir ama ışıkları katışmış birleşmiştir. Hiçbir aşık yoktur ki sevgilisinin vuslatını arasın. Dilesin de sevgilisi onu aramasın dilemesin.

Fakat aşk aşıkların vücutlarını inceltir zayıflatır. Sevgililerin vücutlarını ise güzelleştirir semirtir. Bu gönülden sevgi ve şimşeği çaktı mı bil ki o gönülde de sevgi vardır. Gönlünde Tanrı sevgisi arttı mı şüphe yok ki Tanrı seni seviyor. Tek elin sesi çıkmaz. Öbür elin olmadıkça, iki elin birbirine vurulmadıkça ne ses çıkar, ne seda! Susuz, ey tatlı su diye ağlar, inler ama su da nerede o susamış, diye ağlar, inler! Bizdeki bu susuzluk suyun bizi çekmesinden ileri gelir. Biz suyunuz, su bizim. Tanrı hikmeti ezelde bizi birbirimize aşık etti. O ezeli hükme göre kainatın büyük zerreleri çift çifttir ve her cüzü de kendi çiftine aşıktır. Alemde her cüzü de muhakkak kendi çiftini ister. Kehlibar nasıl saman çöpünü çekerse her cüzü de muhakkak kendi çiftini çeker. Gökyüzü yere merhaba der, demirle mıknatıs nasılsa ben de seninle öyleyim. Gökyüzü aklen erkektir. Yer kadın onun verdiğini bu besler yetiştirir. Yerin harareti kalmadı mı gök hararet yollar. Rutubeti bitti mi rutubet verir. Gök yüzünde bulunan ve toprağa mensup olan burç yere yardım eder. Suya mensup burç yere rutubet verir. Yeri terü taze bir hale sokar. Yele mensup burç yele bulutları sevk eder. Yerdeki buharları ufunetleri çeker alır. Ateş burcu da güneşe hararet verir. Güneşin önü de ardı da o burçtan kızmış tava gibi kızarmıştır. Kadına nail olmak için kazancının etrafında dönüp dolaşan erkek gibi felek de zamane de dönüp dolaşmaktadır. Bu yeryüzü hanımlıklar etmekte doğurduğu çocukları emzirip yetiştirmektedir. Şu halde yerle göğün de aklı var böylece bil. Çünkü akıllıların işlerini işliyorlar. Bu iki güzel birbirlerinden süt emmeseler, birbirlerini sevip koçmasalar nasıl olur da birbirlerinin muradına dolanırlardı? Yer olmasa güller, erguvanlar nasıl biter, gökyüzünün suyu, harareti olmasa yerden ne hasıl olur? Dişinin erkeğe meyli, ikisinin de işi tamamlansın diyedir. Bu birlikte alem baka bulsun diye Tanrı erkekle kadına da birbirlerine karşı bir meyil verdi. Her cüze de diğer bir cüze meyil verdi. İkisinin birleşmesinden bir şey doğar, bir şey vücut bulur. Gece de böylece gündüzle sarmaş dolaş olmuştur. Geceyle gündüz, sureta birbirlerine aykırıdır ama hakikatte birdir. Geceyle gündüz görünüşte birbirine zıttır, düşmandır, fakat her ikisi de bir hakikatin etrafında dönmekte ağ kurmaktadır. İşini gücünü başarıp tamamlamak için her biri canciğer gibi öbürünü ister. Çünkü gece olmayınca insanın geliri, kuvveti olmaz. Bu gelir olmayınca da gündüzler neyi harc eder?

3.CİLT ANA SAYFASI

MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.