|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
HAMZA'NIN SAVAŞA
ZIRHSIZ GİRMESİ
Son zamanlarındaysa savaş saflarına zırhsız olarak katılır,
sarhoşça savaşa atılırdı. Göğsü açık, vücudu çıplak olarak kendini kılıçlara
atardı. Halk “ Ey peygamberin amcası, ey saflar yaran aslan, ey erlerin
padişahı. Tanrı buyruğunda “ Nefislerinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın
“ emrini okumadın mı ki? Peki, neden kendini böyle bir savaş esnasında tehlikeye
atıyorsun? Gençken iri yapılı ve kuvvetliyken saflara zırhsız katılmazdın. Şimdi
ihtiyarladın, zayıfladın, belin büküldü öyle olduğu halde hiçbir şeye aldırış
etmez oldun. Her şeye boş veriyor; bir kılıç ve bir mızrakla savaşa atılıyor,
adeta kendini sınıyorsun. Kılıç ihtiyara hürmet etmez. Hiç kılıçla okun aklı
temyizi olur mu?” dediler. O bihaberler, Hamza'nın kaydına düşüyorlar,
gayretlerinden ona bu çeşit öğütler veriyorlardı. Hamza dedi ki. “ gençken
ölümü, bu dünyaya veda etme tarzında görürdüm. Kim ölüme isteyerek gider? Kim,
ejderhanın karşısında soyunur? Fakat şimdi Muhammed'in nuruyla bu fani şehre
zebun değilim ki. Duygudan hariç olan ve halk nuru askeriyle dolu bulunan
padişah ordugahını görmekteyim. Çadırlar, çadırlara geçmiş çadır direklerinin
ipleri, ipleri sarılmış, şükürler olsun ki Tanrı beni uykudan uyandırdı. Ölüm
kimin nazarında tehlikeyse “ Tehlikeye atılmayın” emri de onadır. Fakat
birisinin nazarında ölüm hakikat kapısının açılışından ibaret olursa ona Haydin
çabuk olun “ hitabı” gelir. Ey ölümü görenler, uzaklaşın ey haşri, dirilmeyi
görenler, çabuk olun! Ey lütuf görenler, ferahlanın sevinin, ey kahir görenler,
bu bir beladır, gamlanın! Ölümü bir Yusuf gören, canını feda eder, kurt olarak
görense yolunu sapıtır! Oğul, herkesin ölümü, kendi rengindedir. Düşmana
düşmandır, dosta dost! Ayna Türk'e nazaran güzel bir renktedir. Zenciye nazaran
o da zencidir. Ey can, aklını başına devşir. Ölümden korkup kaçarsın ya
doğrucası sen kendinden korkmaktasın. Gördüğün ölümün yüzü değil, kendi çirkin
yüzün, canın bir ağaca benzer ölüm yaprağıdır. İyiyse de senden yetişmiş,
yeşermiştir, kötüyse de hoş, nahoş gönlüne gelen bir şey, senden senin
varlığından gelir. Bir dikenle yaralanmışsan o dikeni sen dikmişsindir. Atlas
olsun, ipek olsun, ne giymişsen kendin eğirmişsindir. Bil ki iş, ona verilen
karşılıkla aynı renkte olmaz. Hiçbir hizmet, o hizmete mukabil verilen şeyle bir
renkte değildir. Ücret alanların ücreti, yaptıkları işe benzemez. Çünkü o iş,
arazdır, buysa cevher ve ebedi. İş, güçlükten, zordan, alın terinden ibarettir.
Buysa gümüştür, altındır, tabaklarla verilen ihsandır. Sana bir yerden bir
töhmet gelse, mutlaka zulmettiğin birisi mihnete düşmüş, beddua etmiştir. Ama
sen dersen ki ben bir şey yapmadım, kimse hakkında bir töhmette bulunmadım.
Fakat başka çeşit bir günah etmişsindir. Tohum ektin nasıl olurda meyve vermez?
Zina edene yüz sopa vururlarda zinakar, ben kimseyi dövmedim ki der. Fakat bu
bela bu dövüş, o zinanın cezası değil mi? Ama sopa, gizli bir yerde edilen
zinaya nasıl benzer?
Ey Kelim yılan hiç sopaya benzer mi? Ey hakim dert, devaya
benzer mi? Sen de o sopa yerine menini nasıl döktün de o meni güzelim bir şahıs
oldu? O menin bir dost oldu, yahut bir yılan kesildi. Asa'nın yılan olduğun
şaşırıyorsun değil mi? Fakat buna daha ziyade şaşmak icap etmez mi? Hiç meni, o
çocuğa benzer mi? Hiç şeker kamışı, şekere benzer mi? Adam, bir rüku, yahut
sücud etti mi onun rüku ve sücudu, o alemde bağ, bahçe olur. Ağzından Tanrıya
bir övüş uçtu mu tan yerinin ağartan Tanrı, o övüşü bir cennet kuşa yapar. Kuşun
menisi de yeldir, havadır ama senin Tanrıyı övüşün, Tanrıyı tesbih edişin, hiç
de kuşa benzemez. Yoksullara ihsanda bulundum, zekat verdin, elinle bir hayırda
bulundum mu o alemde bu hayır, ağaçlık, çayırlık, çimenlik olur. Sabır suyun,
cennetteki nehirler, cennetin süt ırmağı sevgin aşkındır. İbadetten zevk alman,
bal nehri, Tanrı aşkıyla sarhoş olman, şevk duyman şarap ırmağıdır. Bu sebepler,
o eserlere benzemez. Fakat tanrı nasıl oldu da bu sebeplerin yerine o eserleri
getirdi? Kimse bilmez. Bu sebepler,dünyada nasıl senin ihtiyarınla senin
fermanınla meydana geldiyse o dört ırmak da ahrette şüphe yok, senin fermanına
tabi olur. Onları ne tarafa dilersen akıtırsın. Sebepleri nasıl tasarruf
ettiysen onları da öyle tasarruf edersin. Menin nasıl sana tabiîyse meniden
gelen soy sop da derhal senin emrine girer, sana tabi olur. Bir mazluma karşı
elinden bir zulüm çıktı mı o zulüm bir ağaç olur, o ağaçtan zakkum biter.
Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı cehennem ateşinin aslı oldun gitti. Ateşin
burada nasıl adamları yakarsa ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.
Kızgınlığın ateşin adamlara saldırmakta ya ondan meydana gelen ateş de adamlara
saldırır. O yılana, akrebe benzeyen sözlerin yılan ve akrep olur da seni
kuyruğundan yakalar. Velilere uymadın, onları bekletip durdun, orada da kıyamet
gününün beklenmesi sana yar olur, bekler durursun. Hele yarın hele öbür gün diye
vaad eder. Tanrıya dönmeyi sallar durursun ya. işte bu bekleyiş, mahşerdeki
beklemendir, vay sana! O uzun günde hesap için, canlar yakan güneşin altında
bekler kalırsın. Çünkü sen dünyada göğü de, göktekileri de elbette yola girerim,
tohumunu eke, eke beklemiştin! Kızgınlığın, cehennem ateşinin tohumudur, kendine
gel de şu cehennemi söndür” der. Tanrıya şükürler olsun! Nura sahip olmadığın
halde yavaşlık, mülayimlik gösterirsen bu kötü bir şeydir. Çünkü ateşin
sönmemiştir, küllenmiştir. Bu hal bir tekellüftür, bir örtüdür. Aklını başını
al, ateşi din nurundan başka bir şey söndürmez! Din nurunu görmedikçe emin olma
, çünkü gizli ateş, bir gün olur ortaya çıkar. Nuru bir su bil suya yapış suyu
elde ettin mi ateşten korkma! Ateşi su söndürür. Çünkü ateş, huyu muktezası
suyun soyunu, sopunu, oğullarını ( yani ağaçları, otları) yakar, yandırır!
Birkaç günceğiz o su kuşlarının yanına git de seni Abıhayata ulaştırsınlar. Kara
kuşuyla su kuşu, suret bakımından birdir ama suyla yağ gibi hakikatte birbirine
zıttır. Bunlar birbirlerine benzerler ama her biri kendi aslına kuldur, köledir.
Dikkat ve ihtiyaçla hareket et. Nitekim vesveseyle elest deminin vahyi, her
ikisi duyguyla değil, akılla anlaşılır, fakat aralarında fark var. Her ikisi de
gönül pazarının tellalıdır, her ikisi de matahlarını över durur. Gönül
sarrafıysan fikrini anla, gönlüne geleni bil de esir tellalı gibi bu iki fikri
birbirinden ayır et. Eğer şüpheye düşüyor ve bu iki fikri ayırt edemiyorsan “
Aldatmaca yok” de, acele etme, koşma.
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|