|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
BUNALMA BİR ŞEYE HAK
KAZANMIŞ OLMAYA ŞAHİTTİR
Küçücük bir çocuk olan İsa'yı dile getirip konuşturan,
Meryem'in derde düşüp niyaz etmesidir. Meryem'in cüzü olan İsa, Meryem'in
diliyle değil kendi diliyle onun yerine söz söyledi. Senin cüzünün cüzü de
gizlice söz söyler durur. A kişi elin ayağın sana şahit olur. Niceye bir
münkirliğe el sunacak ayak atacaksın. Anlatılanı anlamaya,söyleneni dinlemeye
liyakatın yoksa söz söyleyenin söyleme kabiliyeti seni görür anlar yatar uyur.
Arayan aradığını bulsun diye yerden ne biterse ihtiyaç sahibi için biter. Tanrı,
gökleri yarattıysa ihtiyaçları gidersin diye yarattı. Nerede dert varsa deva
oraya gider, nerede yoksulluk varsa nimet oraya varır. Müşkül neredeyse cevap
oradadır, gemi neredeyse su orada! Suyu az ara, susuzluğu elde et de sular
yukardan da coşsun, aşağıdan da fışkırsın! Boğazcağızı nazik yavrucak doğmasaydı
onu besleyecek süt nasıl olur da memeden akardı? Yürü bu inişlerde bu yokuşlarda
koş da susa, hararetlen! Ey ulu er, ondan sonra havadaki arı ( gibi)
bulutlardaki ırmakların sesini iç! İhtiyacın otlardan, sebzelerden az mı ki
suyun önünü keser, sebzelere akıtırsın. Suyun kulağını çeker, kurumuş nebatlar
yeşersin, gelişsin diye o tarafa yürütürsün. Cevherleri gizli olan can ekinleri
içinde Kevser suyuyla dolu rahmet bulutları var. susuz kal, susa da sana “Onları
Rableri sular” hitabı gelsin. Tanrı doğrusunu daha iyi bilir! Yine o köyden bir
kafir karısı Peygamberi sınamak için koşa,koşa eşeğiyle beraber yanına geldi.
kucağında da iki aylık bir çocuk vardı. Çocuk Peygambere “ Tanrı sana selam
söyledi. Ya Rasullallah, sana geldik işte” dedi. Anası kızgınlıkla “ Sus be , bu
şahadeti kulağına kim üfürdü? A yumurcak, bunu sana kim söyledi de böyle dilin
açıldı, söyleyip duruyorsun?” dedi. Çocuk dedi ki: “ Evvela Allah, sonra da
Cebrail ben, bu sözde Cebrail'e ahenk uyduruyorum.” Kadın “ nerede Cebrail?”
deyince çocuk dedi ki. “ Nah, başının üstünde. Görmüyor musun? Kafanı kaldır da
bir yukarıya bak! Cebrail başının üstünde duruyor; bana yüz çeşit delil
olmakta!” Kadın “ Sahi görüyor musun?” dedi. Çocuk dedi ki. “ Evet başının
üstünde ayın on dördü gibi durmakta. Bana Peygamberi vasfediyor. Beni bu suretle
bu aşağılıklardan yüceltmede!” sonra Peygamber, “ Ey süt emer yavru adın ne?
Hadi bunu da söyle de sonra anasının isteğine uy, sus” dedi. Çocuk” Adım Tanrı
yanında Adülaziz, fakat bu bir avuç edepsize göre Abdül Uzza! Halbuki ben sana
bu peygamberliği veren Tanrı hakkı için Uzza'dan usanmışım, beriyim!” dedi. İki
aylık çocuk ayın on dördü gibi parlamış, baş köşeye geçen bilgi sahipleri gibi
yetişmiş kişilere ders veriyordu. Bu ırada çocuğun burnuna da, anasının burnuna
da cennetten kafuru kokusu geldi. her ikisi de yaşarsak yine bu mertebeden
düşer, kafir oluruz korkusuyla bunu söylediler ve bu kokuyu duya, duya can
verdiler. Birisini Tanrı överse ona cansızlar da yüzlerce kere doğrudur, haktır
der, canlılar da! Birisini koruyan Tanrı olursa ona kuş da gözcü bekçi kesilir,
balık da! Tam bu sırada Mustafa, yücelerden ezan sesini duydu. Aptes tazelemek
üzere su istedi. O soğuk suyla elini, yüzünü yıkadı. Ayaklarını da yıkayıp
pabuçlarını giymek üzereyken bir kuş gelip pabucunun bir tekini kapıverdi. O
güzel sözlü Peygamber tam pabucu eline almışken tavşancıl pabucunu elinden
kapıvermişti. Kuş yel gibi havalandı, pabucu tersine çevirdi. İçinden bir yılan
düştü. Kapkara bir yılandı tavşancıl, bu hareketiyle Peygambere iyilik etmek
istemiş Tanrı inayetine sebep olmuştu. Kuş sonra pabucu getirip “ Buyur namaza
git” diye Peygamberin önüne koydu. Adeta “ Bu küstahlığı zoraki yaptım, yoksa
benim de edep ağacından bir dalcağızım var, ben de hadimce edep erken nedir
bilirim” diyordu. Vay o kişiye ki küstahça adım atar, nefsine uyar da lüzumsuz
fetvalar verir. Peygamber, şükretti de dedi ki: “ Biz bunu cefa sanıyorduk
halbuki vefanın ta kendisiymiş!” papucumu kaptın, aklım karıştı, canım sıkıldı,
sen beni gamdan kurtarıyormuşsun, bense gama düşmüştüm.
Tanrı bize bütün gaypları gösterdi ama o sırada gönlüm,
kendimle meşguldü!” tavşancıl “ Sen gafil olmazsın, bu senden uzak Ey Mustafa,
benim gaybı görmem de sendeki bilginin aksinden! Havadayken pabucun içindeki
yılanı görmeme, kendimden değil, senden aksetti bu bana” dedi. Nurlu kişinin
aksi de aydındır. Zulmette kalanın aksiyse baştanbaşa külhan kesilir. Tanrı
kulunun aksi tamamıyla nurdur, yabancının aksiyse tamamıyla körlük! Ey can,
herkesin aksi nedir, bunu bil. Dilediğin kişinin yanında otur! Ey can o hikaye
Tanrı hükmüne razı olasın diye sana ibrettir. İbret al da kötü bir işe düşünce
aklını başına devşir, ye'se düşme hüsnü zanda bulun! Başkaları, o hadiseden
korkup sapsarı kesilse bile sen aldırış etme. Fayda zamanında da ziyan zamanında
da gül gibi gülmeye bak! Gülün yapraklarını birer, birer koparsan da yine
gülmeyi bırakmaz, yine sokup gamlanmaz. Bir dikenden niçin gama düşeyim? Zaten
bu gülmeyi diken yüzünden buldum der. Takdir yüzünden kaybettiğin şeyler
muhakkak senden belayı giderir. Bunu böyle bil! Tasavvuf nedir diye bir uluya
sordular da dedi ki: Sıkıntı zamanı, gönülde neşe ve ferah bulmak! Tanrının
verdiği mihnet ve cefayı da Peygamberin pabucunu kapan tavşancıl say. Tavşancıl,
Peygamberin ayağını yılan sokmasın diye pabucu kaptı, yoza toprağa bulanmış akla
ne mutlu! Tanrı “ Kaybettiğiniz şeylere eseflenmeyin hatta kurt gelse de
keçinizi yese bile” buyurdu. O bela daha büyük belaları defetmek o ziyan daha
dehşetli ziyanları men etmek içindir.
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|