Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Mesneviden Hikayeler

MESNEVİ'DEN HİKAYELER -CİLT 3-

PEYGAMBERLERDEN MUCİZE İSTEĞİ

Ruha münasip olan her vasfı, şüphe yok ki tam yerli yerinde, tam uygun olarak halk eden Tanrıdır. Tanrı madem ki huyu cana, uygun ve eş olarak yarattı, o halde onu gözle kaş gibi yarinde ve birbirine münasip bil! Güzeldeki huylar da uygun ve yerinde, çirkindeki huylar da Tanrının yazdığı harfler birbirine tam münasip! Ey Hasancık, yazı yazanın elindeki kalem gibi gözle gönül de Tanrının iki parmağı arasında! Gönül kalemi, lütuf ve kahır parmakları arasında gah sıkıntıya düşer, gah feraha çıkar. Ey kalem, ululuğa layıksan kimin parmakları arasındasın, bak da gör! Senin bütün kastin, bürün hareketin bu parmaklardan meydana geliyor. Başın dört yol ağzında kahrın, lütfun doğru yolla sapıklığın birleştiği yeridir. Bu halden hale giriş harflerin onun yazıp bozmasından meydana gelmekte. Bir işe niyetin, yahut bir şeyden vazgeçmen de onun iradesiyle, onun takdiriyle! Niyazdan yalvarıp yakarmadan başka yol yok. Bu değişmeyi, bu halden hale girmeyi her kalem bilmez. Bilsen bile kendi miktarınca, kendi haddince bilir. İyi de kendi kadrini izhar eder, kötüde de! Seba'lılar tavşanla fil hikayesini misal getirmeye kalkıştılar ama ezeli sırrı hilelerle karıştırmaya yeltendiler. Bu misalleri düzüp koşmak, o tertemiz tapıya affetmeye kalkışmak sizin haddiniz mi, misal getirmek, Tanrının bir de onun gizli ve aşikar bilgisine bir delil olan kişinin hakkıdır. Sen herhangi bir şeyin sırrını ne bilirin? Kafan kel iken saça, yüze ait nasıl misal getirebilirsin? Musa bile sopayı, alelade bir sopa gördü ama değildi ki. O bir ejderhaydı; sırrı, dudağını açtı da hakikatini söyledi. Öyle bir padişah bile bir sopanın sırrını bilemezse sen, bu tuzakla tanelerin sırrını ne bileceksin? Musa'nın gözü bile misal hususunda yanılırsa bir fare nasıl olur da hakikate ulaşmaya yol bulur. O misal bir ejderha kesilir de cevabıyla seni paramparça eder! İblis de bu misali getirdi de kıyamete kadar melun oldu. Karun da inat etti, bu misali getirdi de tacıyla, tahtıyla yere geçti. Sen bu getirdiğin misali kuzgun ve baykuş bil. Onların yüzünden yüzlerce ev bark yıkıldı, yerle yeksan oldu! Nuh ovada gemi yaparken yüzlerce kişi başına üşüşüp misal getirerek alaya kalkıştılar. “ Kuyu bile bulunmayan bir ovada gemi yapıyor, bu ne bilgisiz aptal!” dediler. Biri diyordu ki. “ Gemi hadi yürü koş!” öbürü diyordu ki: “ Bu gemiye bir de kanat tak!” Nuh da “ Ben, bunu Tanrı emriyle yapıyorum bu alaylarla işime kesat gelmez” demekteydi. Şu hikayeyi dinle de bak! Hırsızlığı alışmış herifin biri bir gece bir duvarın dibini delmekteydi. Hasta ev sahibi, gece yarısı yavaş, yavaş bir tak taktır duydu. Dama çıkıp aşağıya eğildi. Hırsızı görüp “ baba” ne yapıyorsun? Hayırdır, inşallah gece yarısı ne ediyorsun kim sen” dedi. Hırsız “ davulcuyum azizim”diye cevap verdi. Adam “ Pek, burada ne yapıyorsun?” deyince hırsız “ Davul çalıyorum” dedi. Ev sahibi dedi ki. “ Be adam, davul sesi hani?” Hırssız “ Dur hele, sesini yarın duyarsın eyvahlar olsun! Dediğin zaman kulağına dank eder!” Kelile' de ki o hikaye da yalan, saçma, düzme fakat o saçma hikayenin ne demek olduğunu, o hikayenin maksadının anlamadın ki! A herzevekil, o tavşanın hakikati Şeytandır. Senin nefsine elçi olarak geldi de ahmak nefsini, Hızır'ın içtiği Abıhayattan mahrum eti. Sen onun manasını ters anladın. Küfür söyledin, azabına hazırlan! Arı duru suda ayın hareketini, bununla tavşanın filleri korkuttuğunu anlattın. Tavşan hikayesini, fili, suyu, ayın hareketinden fillerin korkmasını söyledin. Fakat ey ham körler, bu ay, halkı da halkın ileri gelenlerini de zebun etmiş olan aya nasıl benzer ki? Ay nerede, güneş nerede, gök nerede akıllar nerede nefisler nerede, melek nerede?hatta güneşin güneşi nerede?

Nasıl söylerim bu sözü, uykuda mıyım, sayıklıyor muyum? Ey yol sapıtmış kişiler, padişahların hışmı yüz binlerce şehri harap etmiştir. Dağlar bile, onların hışmından yarılır, yüzlerce parça olur, güneş bil, onların etrafında döner, onları tavaf eder. Erlerin hışmı, bulutu kurutur, gönüllerinin kızgınlığı alemleri yakar, yıkar. Ey kefensiz adamcıklar, ey yıkanmamış ölücükler. Lut Peygamberin şehri nasıl yere battı, na hale geldi? bakın da görün! Fil de kim oluyor ki? üç tane kuşcağız, o fillerin kemiklerini kırdı. Kuşların en zayıfı Ebabil olduğu halde filleri, bir daha yamanmalarına imkan bulunmayacak bir tarzda yırttı, parçaladı. Nuh tufanını duymayan, yahut Firavunla Musa'nın savaşını işitmeyen var mı? Ruh gibi olan Musa, onları mağlup etti, sulara boğdu; su da bunları zerre, zerre parçaladı. Semud kavminin ahvalini, kasırganın Ad kavmini mahvettiğini duymayan var mı? Bir defacık olsun gözünü aç da gör. Savaşta filleri yıkıp öldürdüğü halde, bu derecede kuvvetli filler, bu kadar zalim padişahlar bile gönül hışmına uğramışlar, taşlanıp durmaktadırlar. Ebediyen zulmetten, zulmete gidiyorlar. Ne yardım eden var, ne imdatlarına yetişen! İyi adla kötü adı duymadınız mı yoksa? Hakikati herkes gördü de siz görmediniz mi yoksa, görülmüş şeyi görülmemiş sanırsınız. Meydanda olan şeyleri bile ,bile görmezsiniz ama ölüm, gözlerinizi adamakıllı açacak elbet. Tut ki alem, güneşle, nurla dopdolu sen, kör gibi karanlıklara gittikten sonra elbette ondan uzakta kalırsın, mahrum olursun! O kerem sahibi aya pencereni kapatırsan o ulu nurdan elbette nasibin olmaz! Sen köşkten çıkmış, kuyuya girmişsin. Bu geniş alemlerin ne günahı var? kurt huylarıyla huylanmış olan ruh, Yusuf'un yüzünü nasıl görebilir, söyle! Davud'un sesi dağlara taşlara ulaştı da yine o taş yüreklilerin kulaklarına girmedi. Har an akla insafa aferin! Doğrusunu Tanrı bilir ya! Ey Seba'lılar peygamberleri tasdik edin, Tanrıya olan ruhu tasdik edin! Tasdik edin; onlar doğmuş güneşlerdir. Onlar sizi kıyametin azaplarından kurtarırlar. Tasdik edin; onlar kıyamet kopmadan önce oraya varmanızdan evvel sizi de nurlandıran, alemi de nurlandıran aydın dolunaydır. Tasdik edin; onlar karanlıkları aydınlatan ışıklardır. Ulu tutun, ağırlayın. Onla, rica ve niyaz anahtarlarıdır. Hayrınızdan başka bir şey dilemeyenleri tasdik edin. Kendinizden başka kimseyi azdırmayın, kimseye tecavüz etmeyin! Bırak bu Arapça'yı, Farsça konuşalım. Ey sudan topraktan ibaret insan, o Türk'ün Hindusu ol (o güzelin yanağına bi siyah ben kesil!) kendinize gelin de padişahların seslerini duyun. Onlara gökler bile inandılar, gökler bile. Önce gelenlerin hallerine bakın, yahut sonradan gelenlerin tarafına doğru ihtiyatla uçun! İhtiyat nedir? İki tedbir arasında tereddüde düşmeyip hangisi seni sürçtürmeyecekse onu yapmaktır. Birisi, “ Bu yedi günlük yolda hiç su yoktur. Bütün yolu ayakları yakıp kavuran kumluk” dese, öbürü de “ Yalan, yürü de bak, her gece bir akan kaynak görürsün” dese, İhtiyat kokudan kurtulmak ve doğruya ulaşmak için yanına su alıp yola düşmendir. Yoksa su varsa, yanına aldığın suyu dök. Fakat ya yoksa o vakit vay susuz yola düşenin haline! Ey halife oğulları, insaf de kıyamet günü için ihtiyatlı davranın! O düşman yok mu, o düşman? Sizin atanıza da kin güttü de onu İliyyinden zindana attırdı. Gönül satrancının şahını bile mat etti de cennetten çıkarttı, belalara uğrattı, maskara etti. Güreşte onu yere yıkmak, yüzünü saratmak için onunla savaşa girişti, ona ne oyunlar oynadı. Öyle bir pehlivana bile böyle oyunlar yapan düşmanı sakının, ehemmiyetsiz görmeyin! O hasetçi, bizim anamızın, babamızın tacını tahtını bile al el çabukluğuyla kapıverdi; onları, oracıkta, çırılçıplak, ağlayıp inler bir halde hor hakir bırakıverdi. Adem, yıllarca zarı, zarı ağladı. Neden asiler defterine kaydedildim diye öyle bir ağladı ki göz yaşlarının aktığı yerlerde nebatlar bitti!

Bir bak da hilebazlığını anla. Öyle bir ulu bile, onun hilesi yüzünden saçını, saklını yoldu. Ey balçığa tapanlar, onun şerrinden amanın aman. Onun kafasına “ La havle” kılıcını vurmaya bakın! Pusudan sizi görüp durur, fakat siz onu görmezsiniz, gaflet etmeyin sakın! Avcı daima taneler saçar, saçtığı taneler görünür de yapacağı kötülük görünmez. Nerede tane görürsen sakın oradan. Sakın da tuzağa düşme, kolun, kanadın bağlanmasın! Taneyi bırakan kuş, o hilesiz, düzensiz ovanın tanelerini yer, doyar. Ona kani olduğundan uzaktan kurtulur; hiçbir tuzağa düşmez; kolu kanadı bağlanmaz. Bir kuş, bir duvarın üstüne kondu, tuzaktaki taneleri gördü. Bir ovaya bakıyordu, gönlü orasını çekmekteydi; bir da tanelere bakıyordu, hırsı kendisini oraya sürüklemekteydi. Bu iki istek arasında çırpındı, durdu. Nihayet aklı başından gitti; tanelere meyletmedi, sahraya uçup gitti. Neşeli bir surette kol kanat açtı; ne mutlu ona! Bütün hürlerin ulusu, başı oldu. Onu kendisine baş yapan da kurtuldu, emniyet makamına ulaştı. Çünkü bu kuşun gönlü, ihtiyata riayet edenlerin padişahı kesildi de konağı, güllükler, çimenlikler dolu! O ihtiyatından razı, ihtiyatı ondan işte sen de tedbirde bulunacaksın böyle bir tedbirde bulun, bu işe sarılacaksan böyle bir işe sarıl! Nice defalar hırs tuzağına düştün, boğazını kesilmeye teslim ettin. Tövbeler kabul eden Tanrı, yine seni azad etti. Tövbeni kabul ederek seni neşelendirdi. “ Tövbenizi bozar, kötülüğe başlarsanız biz de tekrar size azap ederiz. Biz yapılan işlere uygun karşılıkları çift ettik” dedi. Bir kadının kocasını, yahut bir kocanın karısını alıp bir yere götürsen eşi de koşa, koşa mutlaka onun yanına gelir. Bu yapılan işleri de eserleriyle çift yarattık. Bir amelde bulundun mu mutlaka eşi de zuhur eder. Birisi gelip bir karının kocasını esir ederek götürse karısı, kocasını araya, araya çıkagelir. Sen de bir kere daha bu tuzağa geldin, bir kere daha tövbenin gözüne toprak serptin! Tövbeleri kabul eden, suçluları yargılayan Tanrı tekrar o düğümü çözdü de “ Kendine gel bu tarafa yüz tutma” dedi. Fakat tekrar unutkanlık pervanesi geldi, canınızı ateşe doğru sürükledi! Ey pervane, öyle çok unutkan olma, öyle pek şüpheye düşme yanan kanadına bak bir kere! Ateşten kurtuldun mu bu kurtuluşun şükrü, bir daha tane olan yere hiç uğramamandır. Uğrama da şükrettikçe Tanrı sana tuzaksız, düşman korkusundan uzak bir nimet ihsan etsin. Tanrının sizi azat etmesine karşılık şükretmeniz, Tanrı nimetini anmanız gerek. Nice zahmetlere, nice belalara düştün de “ Yarabbi, beni bu tuzaktan kurtar. Sana itaat edeyim, ibadetlerde bulunayım, Şeytanın gözüne toprak serpeyim” dedi. Kış geldi mi köpek ezilir, büzülür. Kışın soğuğu onu perişan bir hale kor. “ Kışa dayanamıyorum sağ olursam taştan bir ev kurmam lazım. Yaz gelince dişimle tırnağımla çalışıp çabalayayım, kışın barınmak için bir taş ev kurayım” der. Fakat yaz gelip de ısındı mı kellesi, kemiği yerine geldi mi, ilikleri, kemikleri kızışıp derisi gerildi mi,kendisini koskocaman görür de “ İyi ama ben hangi eve sığarım ki?” der. İrileşir, yayığını çeker. Tembel ,tembel, karnı tok sırtı pek, kendisine güvenmiş bir halde bir gölgeye çekilir. Gönlü “ Bir ev kur” derse de o, “ Söyle be yahu, ben nasıl olur da bir eve sığarım ki?” Diye cevap verir. Sen de bir belaya, bir musibete düştün mü büzülürsün, hırs kemiklerin bitişir; küçülür, kalırsın. “ Tövbeden bir ev kurayım, kışın o evceğizde barınayım” dersin.

Sonraki Sayfaya Devam

3.CİLT ANA SAYFASI

MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.