|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
TEMBELİN DİLEĞİ
Davud, ondan sonra dedi ki. “ A inatçı, bütün malını mülkünü
hemencecik ona bağışla, yoksa bak sana söylüyorum, işin fena olur, yaptığın
zulüm ve cefa meydana çıkar.” Adam, bu söz üzerine başına topraklar serpip
elbisesini yırtarak “ Her an zulmünü artırıp durmaktasın” dedi. Yine bir müddet
Davud'u kınamaya koyuldu, davud, tekrar onu huzuruna çağırıp, dedi ki. “ Ey
bahtı körleşmiş herif, madem ki talihin yok gayri yavaş, yavaş karanlıklar
basmaya başladı. Senin gibi bir eşeğe çerçöple saman bile yazık. Öyle olduğu
halde sen yine baş köşeyi gözetip duruyorsun ha! Yürü çocukların da onun kulu,
kölesidir, karın da! Artık fazla söylenme!” davacı iki eline taş almış, göğsünü
dövmekte, bilgisizliğinden, bir aşağı, bir yukarı gidip gelmekteydi. Halk da
Davud'u kınamaya başladı. Davacının gönlünde ne var, bilmiyorlardı ki. Bir
insan, saman çöpü gibi havaya kapılmış, maskara olmuşsa zalimi mazlumdan nasıl
fark edebilir? Zalimi mazlumdan ayırt eden, zulüm kar nefsinin boynunu vurmuş
kişidir. Yoksa içten içe nefse zebun olan kişi, deliliğinden mazlumlara düşman
kesilir. Köpek, daima yoksula, acize saldırır, fırsat bulursa ısırır da.
Komşularından av kapmak aslanlara göre ayıptır, köpeklere değil. Zalime tapan,
mazlumu öldüren kişilerin hepsi de pusudan çıkarak köpekçesine saldırdılar.
Davud'a yüz tutup “ Ey peygamber, ey bize şefkatli zat, bu sana yakışmaz, çünkü
apaçık bir zulüm bu. Bir suçsuzu, hiçbir kabahati yokken kahretsin” dediler.
Davut dedi ki: “ Dostlar, gayri o gizli şeyin meydana çıkması zamanı geldi.
hepiniz kalkın da şehirden dışarıya çıkalım, o gizli sırrı öğrenelim. Filan
ovada büyük bir ağaç vardır, dalları gürdür, çoktur, birbirleriyle
birleşmişlerdir. Kol budak salıvermiş, geniş bir yeri kaplanmıştır, kökü de yere
yayılmıştır. İşte o ağacın kökünden bana kan kokusu geliyor. O güzel ağacın
kökünde kan var. bu kötü talihli herif, onun altında efendisi öldürmüştür.
Tanrının hilmi, bunu şimdiye kadar örttü. Fakat bu kaltaban, buna hiç
şükretmedi. Efendisinin çoluğuna, çocuğuna ne nevruzlarda bir şey verdi, ne
bayramlarda. O yoksulların, o muhtaç biçarelerin hallerini, hatırlarını bir
lokmayla olsun arayıp sormadı, eski hakları aklına bile getirmedi. Bu melun
herif şimdi de bir öküz için onun oğlunu yere vuruyor. Günahının perdesini kendi
kaldırıyor, yoksa Tanrı, suçunu örtüyordu. Bu kötü zamanede kafir olsun, fasık
olsun herkes, kendi perdesini kendi yırtar. Zulüm, can sırları arasında gizli
kalır, fakat onu halkın önüne koyan zalimdir. Hele bakın, benim boynuzlarım var,
şu alemde cehennem öküzünü bir görün diye kendisini kendisi gösterir!” Halk
şehirden çıkıp o ağca doğru gidince Davut, “ Önce ellerini bağlayın şu zalimin
de sonra suçunu meydana koyalım, adalet bayrağını ovaya dikelim” dedi. Sonra
dedi ki: ey köpek, sen bu adamın atasını öldürdün. Sen o zatın kölesiydin, bu
yüzden onun kanına girdin. Efendisini öldürüp malını, mülkünü zaptettin. Fakat
Tanrı bunu meydana çıkardı. Karın yok mu, onun cariyesiydi. Onunla birleştin de
bu kötü işi yaptın. Ondan erkek, dişi ne doğduysa hepsine mirasçı bu adamdır.
Çünkü sen bir kölesin, çalışıp çabalarsın, eline geçen onundur. Şeriat mı
aradın, alsana mükemmel bir şeriat, hadi şimdi yürü bakalım! Sen burada efendini
zari, zari ağlatarak öldürdün, efendin sana burada, aman yapma, etme diyordu.
Korkunç bir hayal gördün, korktun. Acelenden bıçağı da adamcağız başıyla beraber
toprağa gömdün. İşte başı da şuracıkta gömülü, bıçak da. Haydi, kazın şurasını!
Bu köpeğin adı da bıçakta yazılıdır. Bu zalim, efendisine işte böyle bir hilede,
böyle bir zulümde bulundu.” Yeri kazdılar, bıçağı da bulup çıkardılar. Kesik
başı da! Halka bir velveledir düştü. Hepsi de zünnarlarını kestiler. Ondan sonra
öküzü kesene “ Gel buraya hak sahibi, bu yüzü karadan hakkını al” dedi.
Aynı bıçakla o adamın da öldürülerek kısas edilmesini
emretti. Ne hile yaparsa yapsın, Tanrı bilgisinden kurtulabilir mi hiç? Tanrının
hilmi, müdarada bulunur. Bulunur ama adam, haddi aşınca iş değişir, meydana
çıkar. Kan uyumaz, gönüllere onu araştırmak, müşkülünü halletmek merakı düşer.
Kıyamet gününün sahibi olan Tanrının adaleti, şunun, bunun gönlünden zuhur eder
durur. “ Filan ne oldu, hali nedir, kim öldürdü acaba?” diye topraktan ekin
fışkırır gibi şunun, bunun gönlünden meraklar fışkırır. Gönüllerdeki bu
meraklar, bu araştırmalar, bundan bahsetmeler, hep o kanın kaynamasıdır. O
adamın gizli sırrı meydana çıkınca Davud'un mucizesi halka yayıldı; bu mucize
bir dereceyken halk tarafından adeta iki derece meşhur oldu. Herkes baş açık
gelip yerlere secde etmekte. “ Biz doğuştan körmüşüz, senden yüzlerce şaşılacak
şey gördük. Taş, Talut'la beraber savaşa giderken sana söyledi, beni al dedi.
Sen elinde bir sapan, üç tane de taş olduğu halde geldin, yüz binlerce adamı
birbirine kattın., kırdın geçirdin. Taşların yüz binlerce parçaya ayrıldı, her
parçası bir düşmanın kanını içti. Demir, elinde mum gibi yumuşadı, onunla zırh
yaptın, bu da aleme yayıldı, herkes bildi. Dağlar sana şükredici risaleler oldu,
seninle berber adam gibi Zebur okudular! Senin sözünle yüz binlerce kişinin can
gözü açıldı, gayb alemine hazırlandı. Fakat onların hepsinden kuvvetli mucizen
bu, sen; insana hayat bağışlamaktasın, bu bağışlaman daimi. Zaten bütün
mucizelerin canı da bu ölüye ebedi hayat bağışlamak!” demekteydi. Zalim
öldürüldü, bütün bir dünya dirildi. Halkın hepside yeni baştan Tanrıya kul oldu.
Nefsini öldür de alemi dirilt. Nefis efendisini öldürmüştür; sen, onu kendine
kul, köle yap! Kendine gel, öküzü dava eden senin nefsindir kendisini efendi
yerine koymuştur, ululuk taslamaktadır. Öküzü öldüren de aklındır. Hadi, artık
ten öküzünü öldüreni inkar etme! Akıl bir esirdir. Daima Hak'tan zahmetsizce bir
rızık, tabak, tabak nimetler ister. Onun zahmetsizce rızıklanması neye bağlıdır?
Kötülüğün aslı olan öküzün öldürülmesine. Nefis “ Benim öküzümü nasıl olurda
öldürürsün?” der. Çünkü nefis öküz, ten suretidir. Velinimet zade olan akıl,
ihtiyaçlar içinde kalmış, kanlı katil nefis, efendi olmuş, öne geçmiş! Zahmetsiz
rızık nedir, bilir misin? Ruhların gıdası, peygamberlerin rızıkları. Fakat bunu
elde etmek, öküzü öldürmeye bağlıdır. Hazine öküzün içindedir ey hazine arayan
yerleri kazıp duran! Dün biraz bir şey yemiştim, onun için layıkıyla
anlatamıyorum. Yoksa bunu tamamıyla anlatır, yuları anlayışının eline teslim
ederdim. Ama dün bir şey yedim demem de masaldan ibaret çünkü ne gelirse o gizli
evden geliyor. Güzel gözlülerden işve, cilve öğrenmişsek neden gözümüzü
sebeplere dikip duruyoruz. Sebeplerin de başka sebepleri var. sebebe bakma da
asıl ona bak! Peygamberler, sebepleri gidermek için geldiler. Mucizelerini ta
Zuhal yıldızına ulaştırdılar. Sebep ve vesilesiz denizi böldüler, ekmeksizin
buğday yığınını buldular. Çalışmaları yüzünden kum taneleri un olurdu Keçinin
yünlerini çektiler mi ellerinde ibrişim olurdu. Bütün Kuran, sebebi gidermeye
aittir. Zahiren yoksul olan Peygamberin yüceliğini, yine zahiren yüce olan
Ebuleheb'in helakini anlatır durur. Ebabil kuşları iki üç taş attılar mı o koca
Habeş ordusunu kırıp geçirirler. Ta yukarılarda uçan kuşun attığı bir taş, fili
delik deşik eder. Öldürülmüş adama kesilmiş öküzün kuyruğuyla vur da hemen
dirilsin, kefeniyle kalksın. Kesilmiş boğazı, yerinden davransın, kanını
dökenlerden kanını istesin denir. Bunlar ve bunlara benzer daha nice şeyler var.
kuran baştan sona sebepleri illetleri nefyeder vesselam.
Fakat bunları anlamak, işi uzatıp duran aklın harcı değildir.
Kulluk et de bunlar sana keşfolsun! Felsefeye sarılan kişinin aklı. Felsefeye
sarılan kişinin aklı, akılla anlaşılabilen şeylere bağlanmış kalmıştır. Fakat
temiz ve pak kişi, aklın aklının ( Akl-ı Küll'ün) tek binicisi oldu. Aklının
aklı içtir, senin aklınsa kabuk. Hayvan midesi daima kabuk arar. İç arayan,
kabuğu sevmez, ondan usanır, bıkar, iç temiz kişilere helâldir, temiz kişilere.
Kabuktan ibaret olan akıl, bir işi yüzlerce delille ancak anlayabilir. Fakat Akl-ı
Kül, doğru olduğunu bilmediği yola adımını atar mı hiç? Akıl, defterleri
baştanbaşa karalar durur. Aklın aklıysa bütün alemi ayla doldurur, nurlandırır.
O karadan da kurtulmuştur, aktan da onun ayının nuru, gönüle de yayılmıştır,
sana da. Cüz'i akıl bu karayla akı, yine kadirden,bir yıldız gibi parlayıp alemi
aydınlatan Kadir gecesinden elde etmiştir. Keseyle dağarcığın değeri altındadır.
İçinde altın olmayan keseyle dağarcığın ne kıymeti var? Nitekim tenin değeri de
canla, fakat canın değeri de cananın ışığıyladır. Can, ışıksız diri olsaydı hiç
kafirlere “ Ölü” denir miydi? Kendine gel, söyle, söyle ki söyleme kabiliyeti
bizden sonraki zamanlarda aksın diye ırmak yolunu kazmakta. Her devirde söz
söyleyen bulunur; bulunur ama geçmişlerin sözleri daha faydalıdır. Ey şükreden
kişi, Tevrat, İncil ve Zebur, Kuranın doğruluğuna şahadet etmedi mi? Zahmetsiz
ve sayıya gelmez bir rızık ara da Cebrail sana cennetten elma getirsin. Hatta
bahçıvanın laflarıyla başın ağrımadan ekmek zahmetine düşmeden cennetin
sahibinden rızıklanasın. Çünkü ekmekteki fayda ve lezzet, Tanrı ihsanıdır.
Dilerse sana o faydalı kabuğu, yani ekmeği vasıta ekmeksizin de verir. Ekmeğin
sureti, ekmekteki faydaya, zevk ve lezzete bir sofradır. Fakat sofrasız ekmek
yemek, velinin harcıdır. Can rızkını senin Davud'un olan şeyhin himmeti
olmadıkça nasıl olur da çalışıp çabalamayla elde edebilirsin? Nefis şeyhle adım
attığını, ona uyduğunu görürse zorla sana ram olur. Öküz sahibi de Davud'un
sözünü anlayınca ram oldu. Şeyh sana dost oldu mu avda aklın, köpek nefse galip
olur. Nefis, yüzlerce hile, Hud'a sahibi bir ejderhadır. Fakat şeyhin yüzü, o
ejderhanın gözüne karşı tutulan bir zümrüttür. Öküz sahibini zebun etmek
istersen onu eşekler gibi bizle, o tarafa sür be hoyrat adam! Nefis, Tanrı
velisine, yaklaşırsa dili yüz arşın kısalır. Onun yüz dili vardır, her dilinde
yüz lügat, hilesi riyası anlatılamaz ki! Öküz nefsi dava eden fasih sözler
söyledi, yüz binlerce doğru olmayan delil getirdi. Bütün şehri kandırdı, yalnız
padişahı kandıramadı, o her şeyi bilen padişahın yolunu vuramadı! Nefsin sağ
elinde tespih ve Kuran vardır ama yerinde de hançer ve kılıç gizlidir. Onun
mushafına, onun riyasına kanma, kendini onunla sırdaş, haldaş yapma! Seni aptes
al diye havuzun kenarına getirir de havuza, suyun ta dibine atıverir! Akıl,
nurani ve iyi ir hak ve hakikat arayıcısıyken neden zulmani nefis ona galip
oluyor. Neden mi? Nefis, kendi evinde, kendi yurdunda akılsa garip! Köpek bile
kapısında korkunç bir aslan kesilir. Hele sabret, aslanlar ormana gitsinler. Bu
kör köpekler, o vakit onlara inanırlar. Şehirli. Nefsin hilesini tenin düzenini
ne bilsin? O ancak kalbe gelen vahiyle kahredilebilir. Kim onun cinsiyse ona
dost olur. Ancak şeyhin olan Davut müstesna! Çünkü o varlığını tebdil etmiştir.
Tanrı, kimi gönül makamına vasıl ederse o kişide ten cinsiyeti kalmaz. Halk,
umumiyetle bu cihan içinde illetlidir.
İllet, şüphe yok ki illete dosttur. Her aşağılık kişi
Davutluk davasına kalkışır. Anlamayan kişiler de ona yapışır. Ahmak kuş, avcıdan
kuş sesi duyar da o tarafa uçar gider. Davut olmadığı halde Davutluk davasına
kalkışan, kendi malı olan şeyle başkasından naklettiği şeyi ayırt edemez,
sapıktır o kişi. Kendine gel de manevi bir adam bile olsa kaç ondan! Onun
yanında kurtulmuş kişiyle bağlı kişi birdir. Yakınına eriştim diye iddia etse de
şüphedir. Böyle adam, halk yanında zekadan ibaret bile olsa mademki kendisinde
bu anlayış, bu ayırt ediş yok ahmaktır! Kendine gel, ondan ceylan, aslandan
nasıl kaçarsa öyle kaç! Ey bilgili yiğit, sakın onun yanına koşma!
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|