|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
NEFSİNİZİ ÖLDÜ
SANMAYIN
Eski vakaları bilip söyleyenden bir hikaye dinle de bu üstü
örtülü sırdan bir koku al. Bir yılancı, afsunlarla yılan tutmak üzere dağlara
yüz tuttu. Arayan ister yavaş gitsin, ister hızlı ,nihayet aradığını bulur. İki
elini de aramadan çekme. Arama yolda en iyi bir kılavuzdur. Topal olsan, sakat
olsan bile, uyuklar gibi halde, hatta edepsizcesine de olsa ona doğru kımıldan,
onu ara. Gah lafla, gah susarak, gah şuraya, buraya boynunu uzatarak, o
padişahın kokusunu almaya çalış. Yakup oğullarına “ Yusuf'un kokusunu haddinden
fazla arayın” dedi. Siz de her duygunuzu istidatlı bir hale getirin de her yanda
adamakıllı onu araştırın. Allah, “ Tanrı lütfundan meyus olmayın, ümit kesmeyin”
dedi. Çocuğunu kaybetmiş Yakup gibi sen de bucak, bucak yürü. Onu ağzınla sorup
soruşturun. Dört yana kulak verip onu araştırın! Nereden bir güzel koku alırsan
koklayın. Ne taraftan o aşinanın kokusunu alırsanız o tarafa yürüyün! Nerede bir
kişiden lütuf görürsen o adama mukayyet ol, belki o lütfun aslına yol bulursun,
olur ya! Bütün bu hoşluklar, ulu bir denizdendir. Sen cüzü bırak da külle dön.
Halkın savaşları hep güzellik içindir, hep iyilik içindir. Fakat yoksulluk azığı
yok mu, asıl saadet nişanesi odur. Halkın kızışları sulh içindir ama rahata
ulaşma tuzağı, daima rahatsızlıktır, zahmetle rahata ulaşılır. Her sille,
okşamak içindir. Her şikayet, insana şükretmeyi andırır. Ey kerem sahibi
cüzden,kül kokusunu al. Ey hakim, zıttan zıddı istidlal et! Doğrusu savaşlar,
barışa sebep olur. Yılancıda kim için yılan aradı. İnsan, geçim için, rahatlık
için yılan arar, gamdan kurtulmak için gam yiyip durur. O da karda, kışta
dağları dönüp dolaşmakta, iri bir yılan arayıp durmaktaydı. Derken bir dağda iri
bir ölmüş, yılan gördü. Şekli bile gönlünü dehşetle dolduruyordu. Yılancı, o
şiddetli kış mevsiminde yılan ararken o koskoca ölü ejderhayı gördü. Yılancı,
halkı hayretlere düşürmek için yılan tutar. İşte sana halkın bilgisizliği!
İnsan, bir dağa benzer, dağ nasıl aldanır, nasıl olurda bir yılana hayran olur?
Yoksul ademoğlu kendisini tanımadı, bilmedi. Fazilet makamından gelip bu noksan
alemine düşüverdi. İnsan kendisini ucuz sattı. Atlastı, kendini bir hırkaya
yamadı gitti! Yüz binlerce yılan ve dağ, ona hayranken o , niçin hayretlere
düştü, yılan sevdasına kapıldı? Yılancı, o ejderhayı tutup, halkı hayrete
düşürmek için Bağdat'a geldi. Birkaç para elde etmek için o çadır direği gibi
ejderhayı çekip sürükledi. “ Ölü bir ejderha getirdim. Avlamak için ne zahmetler
çektin” diyordu. O, ejderhayı ölü sanıyordu. Fakat iyi dikkat etmemişti. Ejderha
diriydi. Kıştan, soğuktan donmuştu. Diriydi ama ölü gibi görünüyordu. Alem de
donmuştur da adı cemad olmuştur. Üstadım, camit, donmuş demektir. Mahşer güneşi
doğuncaya dek sabret de alem cisminin hareketini gör. Musa'nın elinde asa, yılan
oldu ya, bütün alemi de buna kıyas et. Senin bir avuç topraktan ibaret olan
varlığını nasıl bir cisim haline getirir? Bütün toprakları da bilgi ve anlayış
sahibi bilmek gerek. Bunların hepsi de bu aleme göre ölü. Fakat hakikat aleminde
diridir. Burada susup duruyorlar ama orada söylemekteler. Onları hakikat
aleminden bize yolladılar mı işte asa, bize ejderha kesilir. Dağlar, sese gelir,
Davut'la beraber ırlar, ilahi okur, demir bile avucunda mum gibi yumuşar.
Rüzgar, Süleyman'ı yüklenir, taşır; deniz Musa ile konuşur. Ay, Ahmet'in
işaretini emrini anlar, fermanına uyar, ateş, ibrahim'e ağustos gülü olur.
Toprak, Karun'u yılan gibi sömürür, yutar; Hannane direği akla, fikre sahip
olur. Taş, Ahmet'e selam verir; Dağ Yahya'ya haber yollar. Hepsi de bunlara “
Biz size karşı duyar, görürüz. Sizinle hoşuz, neşeliyiz. Fakat namahremlere
karşı susup durmaktayız” derler. Ama siz bir cemada gidiyor, ona yöneliyorsunuz.
Artık cematların canına,sırrına nasıl mahrem olursunuz ki? Cematlardan can
alemine gidin de alemin cüzülerinin ahengini duyun! O vakit cansız şeylerin
tespihlerini apaçık duyarsın da tevil vesveselerine kapılmazsın. Can aleminde
kandiller yok da görmek için tevillere yapışıyorsun. “ Tespihten maksat, nasıl
olur da zahiri tespih olur? Bu tespihte bulunan bu cansız şeyleri görmek de
sapıklıktan başka bir şey değil. Doğrusu şu: onları gören, ibret alır da Tanrıyı
tespih eder. Sana Tanrıyı tespih etmeyi hatırlıyor ya. İşte bu tespihe delil
olmaları, onları tespih etmesi demektir” dersin.
İtizal ehlinin tevili budur işte. Hal nuruna sahip olmayan
kişinin işi budur. İnsan, duygudan çıkmadı mı gayb alemine tamamıyla yabancıdır.
Bu sözün sonu gelmez. Yılancı, o yılanı yüzlerce zahmetle çeke, çeke Bağdat'a
kadar geldi. o maceracı adam, çarşıda bir hengamedir koparmak için. Yılanı Şat
kıyısına koydu. Bağdat şehrinde bir gürültüdür koptu. “ Bir yılancı ejderha
getirmiş, acayip görülmemiş mefret bir şey. Nasıl da avlamış?” diye. Yüz
binlerce ahmak adam toplandı. Ahmaklıklarından onlar da yılancı gibi yılana
avlandılar. Onlar yılanı görmek için bekleşiyorlardı. O da etraftaki halk
tamamıyla toplansın diye bekliyordu. Halk iyice toplansın da elime geçecek para
çok olsun diyordu. Yüz binlerce herzevekil toplandı, halka oldular. Bir ayak,
bin ayak üstüne geldi! kalabalıktan erkeğin kadından haberi yoktu. Halkla ileri
gelenler birbirlerine girmiş adeta kıyametten bir alamet olmuştu. Yılancı,
yılanın üstündeki kilimi kımıldattıkça halk, parmaklarının ucuna basıp
boyunlarını uzatıyordu. Ejderha, zemheriden donmuştu. Yüzlerce kilimin, kebenin
altındaydı. Yılancı, ihtiyatı elden bırakmamış, onu kalın iplerle bağlamıştı.
Fakat halkın toplanmasını beklerken epeyce bir zaman geçmiş, ırak güneşi,
yılanın üstüne vurmuştu. Güneş onu epeyce ısıtınca azasından soğuk ahlar
sıyrılıp gitmişti. O müddet zarfında ölü bir halde bulunan ejderha dirildi,
kımıldamaya başladı. Ölü yılanın kımıldadığını görünce halkın hayreti birken yüz
bin oldu. Şaşkınlıklarından naralar atarak hep birden kaçışmaya koyuldular.
Ejderha halkın gürültüsünden çatır, çatır bağlarını koparmaya başladı. İplerin
her biri bir yana düştü. İplerini koparıp kilimin altından sıyrıldı. Bir de ne
görsünler, aslan gibi kükreyen çirkin, mefret bir ejderha! Kaçarken halk
birbirini çiğnedi, birçok kişiler ayak altında kalıp öldüler, ölülerden yüzlerce
yığın oldu. Yılancı, ben meğerse dağdan, ovadan ne getirmişim diye korkusundan
yerinde katılıp kaldı. O kör koyun kurdu uyandırdı. Cahil, Azrail'in yanına
kendi ayağıyla gitti. Ejderha o ahmağa bir lokma ediverdi. Haccac'a kan
dökmekten kolay ne var. Sonrada bir direğe sarılıp kendisini sıkı, karnında
herifin kemiklerini çatır, çatır kırdı. Senin nefsinde bir ejderhadır. O,
nereden öldü ki? Dertten, eline fırsat düşmediğinden dondu, yoksa! Firavunun
eline geçenler, onun da eline geçse neler yapmaz! Irmak bile, Firavunun emriyle
akardı. Onun eline de böyle bir kudret düşse hemen Firavunluğa başlar, yüzlerce
Musa'nın da yolunu vurur, yüzlerce Harun'un da! O ejderha, yoksulluk elinde bir
kurtcağız kesilir. Mevki ve mal yüzünden bir sivrisinek büyür, çaylaklaşır!
Ejderhayı ayrılık karı içinde tut, sakın onu Irak güneşinin altına getirme.
Ejderhan donmuş bir halde iken selamettesin fakat kurtuldu, kendine geldi mi ona
lokma olursun. Onu mat et de mat olmaktan emin ol. Ona pek acıma, o iyilik
edilecek kişi değildir. Üstüne şehvet güneşi vurdu mu o geberesice hemen yarasa
gibi kanatlarını çırpmaya, uçmaya başlar. Ercesine onu savaşa çek, babayiğitçe
onunla vuruş. Tanrı, sana vuslatıyla karşılık versin! Hulasa o adam ejderhayı
getirip de o korkunç şey, sıcak havada kendine gelince. O fitneleri meydana
çıkardı. Hatta azizim, söylediklerimizin yüz kat üstününü yaptı! Sen ona zahmet,
eziyet vermeden uslu, rahat ve vefakar bir halde tutmayı mı umuyorsun? Bu, her
aşağılık kişiye nasip mi olur? Ejderhayı öldürmeye bir Musa gerek. Yüz binlerce
halk onun tedbiriyle mağlup oldu. Ejderhasından yılıp kaçtı, ölüp gitti!
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|