|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
FİRAVUNUN RÜYASI
Firavun hemen bütün sihirbazların toplanması için
etrafa bir hayli adam gönderdi. Nerede ünlü bir büyücü varsa gelmesi için on
haberci yolladı. İki genç vardı ki büyü de pek şöhret bulmuşlardı. Sihirleri aya
bile tesir ederdi. Aydan apaşikar süt sağarlar, bir yere gidecekleri vakit
küplere binip giderler. Ay ışığını bez şekline sokup ölçer, biçer satarlardı.
Müşteri, para verip alır. Sonra anlayınca eyvahlar olsun deyip hayıflanmaya,
yüzüne vurmaya başlardı. Onların, buna benzer nice sihirleri vardı ki herkes
apaçık görür dururdu. Onlara da “ Padişah şimdi sizden bir çare aramakta. İki
yoksul adam gelip padişahın köşkü önüne otağ kurdu. Bir sopadan başka bir
şeyleri yok. Fakat emirleriyle ejderha oluyor. Padişah da çaresiz kaldı, ordusu
da. Bu iki kişinin elinden hepsi feryad ve figana geldi. bir çare bulmanız için
bu kulunu size gönderdi. Size haber gönderip buyuruyor ki: bunları defetmek için
bir çare bulun. Karşılık olarak size hesapsız hazineler bağışlayacak” diye haber
gönderdi, bu haberi duyunca iki büyücünün de gönüllerine hem korku düştü, hem
sevgi. Cinsiyet damarı atmağa başladı, ikisi de hayretlerinden başlarını
dizlerine koydular. Sofinin meşk yeri dizidir. Müşkülünü halletmek hususunda iki
diz, adeta sihirbazdır. O iki büyücü, bu haberi alıp hayrete daldıktan sonra
annelerine “ Anne, babamızın mezarı nerede? Bize göster” dediler. Anneleri,
onlara rehberlik etti, babalarının mezarını gösterdi. Üç gün Tanrı rızası için
oruç tuttular. Sonra “ Baba, padişah korkmuş, bize emir göndermiş. İki adam, onu
sıkıştırmış, ordusunun önünde şerefine, haysiyetine dokunmuş. Onların ne
silahları var, ne askerleri. Bir tek asaları var ama o asa da kıyametler
koparıyormuş. Sen zahiren toprakta yatıp uyuyorsun ama hakikatte doğrular
ülkesine gitmişsin. Eğer onların yaptıkları sihirse bize haber ver. Canım
babacığımız, onlar Tanrı eriyse, yaptıkları iş Tanrıdansa yine bildir. De onlara
uyalım, secde edelim, kendimizi bir kimyaya atalım ( da halis altın olalım).
Ümidi kesilmiş biçareleriz. Bize bir ümit ver Tanrı tapısından sürülmüşleriz,
bizi o tapıya yine onun keremi çekti” diye yalvardılar. Babaları, onlara
rüyalarında dedi ki: “Oğullarım bunu açıkça söylemeye imkan yok. Apaçık ve
olduğu gibi söylememe izin yok. Ama bu sır, uzak değil gözümün önünde. Size bir
nişane göstereyim de gizli şey aşikar olsun. Gözlerimin nurları, oraya varın da
onun uyumakta olduğu yeri anlayın. O hakikat sahibi uyurken korkmayın asayı
almayı kalkışın. Eğer çalabilirseniz o sihirbazın biridir. Sihirbaza karşı çare
bulmayı bilirsiniz siz. Yok eğer çalışmasanız aman ha aman. Kendinize gelin, o
Tanrı eridir. Ululuk sahibi ve hidayet verici Tanrının elçisidir. Yeryüzü
doğudan batıya kadar Firavunla dolsa savaş zamanı Tanrı, yine onu üstün eder.
Firavun baş aşağı gelir. Babalarının canı yavrucuklarım, bu doğru nişaneyi
verdim işte. Buna göre iş yapın, Tanrı doğrusunu daha iyi bilir. Yavrularım,
sihirbaz uyuyunca sihrinin, hilesinin hükmü kalmaz. Çoban uyudu mu kurt emin
olur. Çoban uykuya daldı mı dikkati elden gider. Fakat bir hayvana Tanrı
çobanlık ederse kurt, oraya nereden yol bulur, onu kapmayı nasıl umabilir?
Hakk'ın yaptığı sihir, haktır, yerindedir. O yerli yerinde olan şeye sihirbazlık
demek hatadır. Babalarının canı yavrular, bu keskin bir nişanedir. O peygamber,
zahiren ölse bile tanrı yine onu yüceltir, kadrini yükseltir. Tanrının
lütufları, Mustafa'ya vaitlerde bulundu da dedi ki “ sen ölsen bile bu din, bu
iman ölmez. Senin kitabını, mucizeni ben yüceltirim. Kurandan bir şey
eksiltmeye, ona bir şey katmaya yeltenen kişiye ban mani olurum. Ben seni iki
cihanda da korurum. Sözünü kınayanları terk eder, onları hor hakir bir hale
korum.
Hiç kimse kuranı değiştirmeye kudret bulamaz ona ne
bir şey ilave edebilirler, ne ondan bir şey eksiltebilirler. Sen benden daha iyi
başka bir koruyucu arama! Senin parlaklığın gün geçtikçe artırır, adını
altınlara, gümüşlere bastırırım. Senin için mimberler, mihraplar kurdururum.
Ben, seni öyle seviyorum ki senin kahrın, benim demektir. Şimdi adını korkudan
gizlice söylüyorlar, namaz kılacakları zaman gizleniyorlar. Melun kafirlerin
korkusundan dinin mağaralarda gizili kalıyor ya. Bütün alemi minarelerle
dolduracağım, asilerin gözlerini kör edeceğim ben. Kulların şehirler alacak
mevkiler bulacak. Dinin balıktan aya kadar her tarafı kaplayacak, ey
Peygamberimiz, sen sihirbaz değilsin, doğrusun sen de Musa'nın giydiği elbiseyi
giymişsin, sen de onun gibi bir Peygambersin. Kuranın Musa'nın asasına benzer
küfürleri ejderha gibi sömürüp yutar. Sen toprak altında uyursun ama o tertemiz
söz asa gibi her şeye agahtır. Kast edenlerin elleri o asaya ulaşamaz. Uyu ey
padişah uyu uykun mübarek olsun! Bedenin uyur ama nurun göklere ağar,
düşmanlarını kahretmek için okunu kur, yayını ger. Felsefeci, aleyhine
söylenmeye yeltenir ama nurunun oku ağzını oklar, onu susturur.” Hakikaten de
öyle oldu, hatta bu vaitten de üstün şeyler vücuda geldi. o uyudu, fakat bahtı,
ikbali uyumadı. Babalarının canı yavrularım, sihirbaz uyudu mu işinin parlaklığı
gider, sihrinin tesiri kalmaz.” Bu sözleri duyup uyandılar, ikisi de kabri öpüp
o ulu savaş için Mısır'a hareket ettiler. Mısır'a varınca Musa'yı, Musa'nın
evini aramaya başladılar. Onların Mısır'a geldikleri gün de Musa tesadüfen bir
hurma ağacının altında uyumaktaydı. Sordukları adamlar onlara “ Varın hurmalıkta
arayın” dediler. Hurmalığa geldikleri zaman bir de baktılar ki hurma
fidanlarının dibinde bir uyuyan var, fakat cihanın uyanığı! Naz ederek baş
gözlerini yummuş ama arş de gözlerinin önünde, ferş de! Gözleri açık, fakat
gönlü uykuda nice adamlar var. Zaten su ve toprak ehli olanın gözü ne görebilir
ki? Fakat gönlü uyanık olanın baş gözü uyusa bile gönlünde yüzlerce göz açılır.
Gönül ehli değilsen uyanık ol, uyuma. Bir gönül işte, mücadeleye giriş. Gönlün
uyandın mı güzelce uyu. Gayri gözünden ne yedi kat gök kaybolur, ne altı cihet!
Peygamber “ Gözüm uyur ama kalbim nasıl uyur, buna imkan mı var?” dedi. Bekçi
farz et ki uyumuş fakat padişah uyanık ya, gönül gözleri açık olduğu halde
uyuyanlara can feda! Ey manevi er, gönül uyanıklığını anlatmaya kalkışsam
binlerce mesneviye sığmaz. Sihirbazlar, Musa'yı sırt üstü yatmış görünce asayı
çalmaya kalkıştılar. Hemencecik asayı çalmak için Musa'nın ardından gidecekler,
sopayı kapıvereceklerdi. Onlar, azıcık yürüyüp bu işe niyetlenir niyetlenmez asa
titremeye başladı. Öyle bir titremeye başladı ki her ikisi de korkudan
yerlerinde katılıp kaldılar. Sonra asa ejderha oldu, onlara saldırdı, ikisi de
sapsarı kesilip kaçmaya başladılar. Korkudan her inişte sendeleyip yuvarlanarak
yüz üstü düşüyorlar, kalkıp yine kaçmaya çalışıyorlardı. Katiyetle anladılar ki
bu iş Tanrı işi, sihirbazların harcı değil bu! Korkularından adeta sıtmaya,
hummaya tutulmuş gibi titriyorlardı; ölüm haline gelmişlerdi. Yaptıkları işten
dolayı özür dilemek üzere Musa'ya bir adam gönderdiler. “ Evvelce sana hasat
ediyor, seni kıskanıyorduk, o yüzden sınadık, yoksa seni sınamak kimin haddine
düşmüş?
Sen bir Padişahsın, senin yanında biz mücrimiz bizi
affet ey Tanrı dergahı haslarının hası! Diye ricada bulundular. Musa onları
affetti, derhal iyileştiler, sıhhat buldular, Musa'nın önünde yere secde
ettiler. Musa dedi ki: “ Ey ulular, sizi affettim. Cehennem teninize haram oldu,
canınıza da. Ey dostlar, ben sizi görmemiş olayım, siz de beni görmemiş gibi
davranın. Kalben aşina, fakat zahiren yabancı bir halde padişahın huzuruna
benimle savaşmaya gelin!” bunun üzerine sihirbazlar yeri öpüp gittiler,
çağırıldıkları zamanı ve fırsat vaktini gözetmeye koyuldular. Sihirbazlar
Firavunun huzuruna geldiler. Firavun onlara bir çok ihsanlarda bulundu,
elbiseler veri. Onlara daha bir hayli ihsanlarda bulunacağına dair vaitlerde
bulundu, önceden de kullar, atlar, ağır ve değerli şeyler, yiyecek ve içecek
verdi. Ondan sonra: “ Ey devletimle ileri giden kişiler, imtihandan galip
gelirseniz, size o derecede ihsanlarda bulunacağım ki cömertlik de utanacak”
dedi. Sihirbazlar da cevaben dediler ki: “ Padişahın sayesinde galebe edeceğiz,
düşmanın bitik bir hale gelecek. Biz bu fende saflar bozan yiğitleriz alemde
kimse bizimle başa çıkamaz.” Musa'nın anılışı, hatırları oraya bağlıyor, bu
hikayeler evvelce olup biten şeylere aittir zannını veriyor. Halbuki Musa'yı
anmamız işi gizlemek için yoksa Musa'nın nuru, ey iyi adam, senin bugün elinde.
Musa da sende, Firavun da. Bu iki düşmanı da kendindin de ara sen. Musa,
kıyamete kadar vardır. Nuru hep o nurdur, başka nur değil. Değişen yalnız
kandildir. Bu kandille fitil başka, fakat nuru başka nur değil, hep o alemden.
Kandile bakarsan kayboldun gitti. Çünkü ikilik ve sayıya sığış, kandile göredir.
Fakat nura baktın mı ikilikten de , önü sonu bulunan cisim aleminin sayısında da
kurtulursun. Ey varlık hulasası, müminle Mecusi ve Yahudi'nin birbirlerine
aykırılığı, hep bakış, görüş yüzündendir.
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|