|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
FİRAVUNUN RÜYASI
Firavunun çalışıp çabalaması, Tanrı ihsanı olan
muvaffakiyete ulaşmamıştı. Tanrı muvaffakiyet vermediği için de diktiği yırtılıp
sökülüyordu. Hükmünde binlerce müneccim, binlerce düş yorucu, binlerce büyücü
vardı. Firavuna rüyasında Musa'nın doğacığını, firavunu ve saltanatını
mahvedeceğini göstermişlerdi. Düş yorucularla müneccimlere “ Bu hayalin, bu kötü
rüyanın delalet ettiği şeyi nasıl defetmeli?” dedi. Hepi de dediler ki: “ Bir
tedbirde bulunalım, çocuğun doğmasına mani olalım” doğum gecesi gelince Firavun
kulları şu tedbiri kabul ettiler, şunu münasip gördüler: o gün İsrail oğullarını
erkenden meydana, padişahın huzuruna götüreceklerdi. “ Ey İsrail oğulları haydin
sizi padişah filan yerde huzuruna çağırıyor. Sizi örtüsüz, nikapsız yüzünü
gösterecek, sevaba ermek üzere size ihsanlarda bulunacak” diye tellallar
bağıracaklardı. Çünkü o esirler, Firavuna hiç yaklaşmazlardı, onu görmelerine
izin yoktu. Hatta yolda ona rastlasalar yüzü koyun yere kapanmaları
emredilmişti. Kanun buydu: hiçbir esir, ister vakitli olsun, ister vakitsiz, o
padişahın yüzünü göremeyecek. Yolda çavuşların seslerini duydu mu, yüzünü
görmemek için duvara dönecekti. Şayet yüzünü görürse mücrim sayılır, başına
gelecek en kötü şeyler gelip çatardı. Onlarda görmeleri men edilen o yüzü
görmeyi pek isterlerdi. İnsan man edildiği şeye haristir derler. ( tellallar
bağırdılar:) “ esirler meydana doğru koşun. Umulur ki padişahlar padişahı size
yüzünü gösterecek. İhsanlarda bulunacak!” israiloğulları bu müjdeyi duyunca
padişahın didarına susuz ve müştak olduklarından, hileye inandılar. Süslenip ,
püslenip o tarafa doğru koştular. Hani şunun gibi: Burada da hilekar Moğollar, “
Mısırlılardan birini arıyoruz . Mısırlıları bu tarafa toplayın da aradığımızı
ele geçirelim” derler. Kim gelirse “ hayır bu değil. Sen geç oracıkta
otur”derler de . Bu suretle herkes derlenip toparlandı mı bu hileyle hepsinin
boynunu vurular. Onlar, ezan sesi duyunca Tanrı davetçisine uymazlardı ya. Onun
şomluğu yüzünden. Hilekar Moğolların daveti, onları ölüme kadar çekti, sürdü.
Akıllı kişi, sakın Şeytanın hilesinden ! Yoksulların, muhtaçların seslerini
içesiye duy da hilebaz kişinin sesi kulağını tutup çekmesin! Yoksullar, tamahkar
ve kötü huylu adamlarsa bile sen yine gönül sahibini onların içinde ara” Denizin
dibinde inciler, taşlarla karışık olarak bulunur. Övülecek şeyler, ayıplar
kusurlar arasında olur. İsrail oğulları coşarak erkenden meydana doğru koştular.
Firavun bu hileyle onları meydana götürünce güzelim yüzünü onlara gösterdi.
Gönüllerini aldı, ihsanlarda bulundu, vaitler etti.
Ondan sonrada “ Canınız için ne olur. Bu akşam
hepiniz bu meydan da kalın, burada yatın uyuyun” dedi. Cevap vererek dediler ki,
sana kulluk eder, sözünü dinler hatta dilersen burada bir ay otururuz”
Firavunun, geceleyin “ Bu gece doğum gecesi, fakat hepside karılarından ayrı”
diye sevinerek geri döndü. Haznedarı İmran da yanındaydı. Onunla konuşa , konuşa
Şehre geldi. ona “ imran, bu gece sen de burada yat, karının yanına gitme onunla
buluşma” dedi. İmran, “ Peki, burada yatarım, senin gönlünün istediği şeyden
başka bir şey düşünmem bile” dedi. İmran da İsrail oğullarındandı fakat
Firavunun adeta gönüllü , candı. Firavun onun isyan edeceğini, gönlünü korktuğu
şeyi yapacağını nereden akıl edecekti? Firavun gitti, İmran da orada yatıp
uyudu. Gece yarısından sonra karısı, onu görmeye geldi. Üstüne kapanıp
dudaklarından öpmeye koyuldu. Gece yarısı, onu uykudan uyandırdı. İmran uyanıp
karısını gördü. Kadın, hoşuna gitti, dudak dudağa öpüşmeye başladılar. İmran, “
Bu zamanda nasıl geldin dedi?” kadın “Sana iştiyakımdan. Tanrının kaza ve kaderi
bu” diye cevap verdi. İmran, karısını sevgiyle kucakladı kendini tutamadı.
Onunla buluştu ve emaneti ona verdi. Sonrada dedi ki: “ Kadın, bu küçük iş
değil!” demir taşa çalındı, bir ateştir sıçradı. Hem de öyle bir ateş ki
padişahtan da saltanatından öç alıcı, padişaha da, saltanatına da kin güdücü bir
ateş. Ben buluta benziyorum sen yersin Musa'da nebat Tanrı , satranç oyununda
şahı sürüyor. Bir yutulduk mu yutulduk! Hanım, yutulmayı da hakiki padişah olan
Tanrıdan bil, yutmayı da o işi bizden bilip bize hayıflanma! Firavunun korktuğu
şey yok mu ? Seninle buluştum meydana geldi işte! Sakın bunu kimseye söyleme,
gizle de bana da yüzlerce türlü gam gussa gelmesin, sana da. Sonucu, bunun
eserlerini meydana çıkar çünkü nazeninin alametleri belirdi! Tam o sırada
meydandaki halktan naralar duyulmaya yer gök naralarla dolmaya başladı. Firavun,
bu naralardan korkup sıçradı gürültünün ne olduğunu anlamak için yalınayak
koştu. Meydandan gelen ve dehşetinden cinleri ve perileri bile korkutan bu
naralar, bu gürültüler nedir anlamak istiyordu. İmran, “ Padişahımızın ömrü uzun
olsun İsrailoğulları lütfundan neşeleniyorlar. İhsanlarına seviniyorlar,
oynuyorlar, ellerini çırpıyorlar “dedi. Firavun dedi ki” Olabilir. Fakat beni
adamakıllı bir vehim bir endişedir kapladı” Bu gürültü asabını bozdu. “Bu acı
dertle, kederle beni kocattı.” Padişah, bütün gece ağrısı tutmuş gebe kadın gibi
bir yandan bir yana gidip geliyor. Her an “İmran, bu naralar beni dehşetle
yerinden sıçrattı” diyordu. Zavallı İmra'nın kudreti yoktu ki karısıyla
buluştuğunu söylesin karısı gebe kalınca gökte Musa'nın yıldızının belirdiğini
anlatsın. Her peygamber ana rahmine düşünce yıldızı da gökte zuhur eder,
parlamaya başlar. Kör Firavunun hilelerine, tedbirlerine rağmen gökyüzünde
Musa'nın yıldızı belirdi. Sabah olunca İmran'a “ Git de o gürültünün, o
patırtının ne olduğunu anla” dedi. İmran meydana koşup “ Bu ne gürültüydü?
Padişahlar padişahı uyuyamadı” deyince, her müneccim, yaslılar gibi başı açık,
yeni yakası yırtık bir halde toprağı örtü. Yaslılar gibi sesleri ses veriyor,
feryatları ortalığı dolduruyordu. Saçlarını, sakallarını yolup, yüzlerine
vuruyorlar, gözleri kanlı yaşlarla doluyordu. İmran “ Hayrola. Bu ne feryat, bu
ne hal? Bu yomsuz yıl, kötü alametler mi gösteriyor yoksa?” dedi. Özürler
serdederek dediler ki: “Emir Tanrının kaza ve kaderi bizi esir etti.
Her çareye başvurduk, fakat padişahın devleti
karadı, düşmanı dünyaya geldi, galip oldu. Geceleyin gökyüzünde o çocuğun
yıldızı göründü, bizi kör etti. O peygamberin yıldızı gökte yüceldi, biz de
ağlamaya, yıldızlar gibi gözyaşları dökmeye başladık” İmran , içinden sevindi,
fakat zahiren “ Eyvahlar olsun!” diye elini başına vurup, kızgın suratı asık bir
halde deliller gibi akılsız ve güya kendini bilmez bir halde müneccimlerin
üstüne yürüyüp onlara oyun oynuyordu. “ Padişahımızı aldattınız, hıyanetten,
tamahtan vazgeçmediniz. Onu bu meydana kadar sürükleyip yüzünün suyunu dökünüz,
şerefini hiçe saydınız. Ellerinizi, göğüslerinize koyup padişahı dertlerden
kurtaracağız diye vaitlerde bulundunuz” dedi. Padişah da bunu duyunca “ Hainler,
dedi, ben de sizi asayım da görün. Kendimizi gülünç hallere soktuk, düşmanlara
mallar ihsan edip ziyana girdik. Bu gece bütün İsrailoğulları, karılarından uzak
kaldılar diye, mal da gitti, şeref de. İşe gelince hiçbir şey olmadı. Bu mudur
iyi adamların muaveneti, bu mudur iyi kişinin yapacakları iş? Yıllardır paralar,
libaslar alıyor, ülkelerin servetini rahatça yiyip duruyorsunuz. Bu mu sizin
tedbiriniz, bu mu nücum bilginiz? Siz besbedava lokma yiyen hilekar ve şom
kişilersiniz. Sizi öldürür, parçalatır, ateşlere atar, burunlarınızı,
kulaklarınızı, dudaklarınızı kestirir. Sizi ateşe odun yapar, yiyip
içtiklerinizi fitil, fitil burnunuzdan getiririm.” Müneccimler, secde edip
“Padişahım, Şeytan bu sefer bize galebe etti. Fakat yılardır nice belalar
defettik. Yaptıklarımıza vehim bile hayran olmakta. Bu sefer tedbirimiz hiçe
çıktı. O peygamberin anası gebe kaldı, o ana rahmine düştü. Düştü ama padişahım,
suçumuzu, affettirmek için biz de doğum gününe dikkat ederiz. Bu fırsatı da
kaçırmamak, kaza ve kaderin zuhuruna mani olmak için doğacağı günü hesaplayacak
gözleyeceğiz. Ey akıllara fikirler, reyinin kulu, kölesi olan padişah, bunu da
yapamazsak bizi öldür” derler. Firavun düşmanları vurup öldüren takdir oku,
yayından fırlamasın diye günden güne dokuz ayı sayıp duruyordu. Takdirle savaşa
girişen, takdire baskın yapmaya kalkışan, baş aşağı gelir, kendi kanına bulanır.
Yer göğe düşmanlığa kalkışırsa çoraklaşır, ölü haline girer .Resim, ressamına
pençe vurmaya kalkarsa kendi saçını sakalını yolmuş olur! Dokuz ay sonra
padişah, yine tahtını meydana kurdurup tellallar çağırttı. Tellallar, “
Kadınlar, bütün israiloğullarının kadınları çocuklarıyla meydana gelsinler.
Bundan önce erkekler, ihsanlara nail oldular, elbiseler, altınlar elde ettiler.
Kadınlar, bu yıl devlet sizin herkes dilediği şeye nail olacak. Padişah
kadınlara elbise verecek, ihsanlar edecek. Çocukların başlarına da altın
külahlar koyacak. Padişah diyor ki “Hele bu ay doğanlar yok mu bilhassa onlar
ihsanıma, hazinelerime ulaşacaklar” diye bağırdılar. Kadınlar sevindiler
çocuklarıyla çıktılar, padişahın otağına kadar gittiler. Yeni doğurmuş olan her
kadın, hileden kahırdan emin bir halde şehirden çıkıp meydan yöneldi. Kadınların
hepsi toplanınca erkek çocukları analarının kucaklarından aldılar. Düşman
doğmasına, felaket artmasın diye güya ihtiyata riayet ederek başlarını kestiler.
Musa'yı doğurmuş olan İmran 'ın karısına gelince elini, eteğini çekmiş, o
kargaşalıktan, o toz dumandan kurtulmuştu. Fakat o alçak Firavun , evlere de
hafiye olarak ebeler gönderdi. “ Burada bir çocuk var, anası , ürktüğü,
şüphelendiği için meydana gelmedi. Bu sokakta güzel bir kadın var, bir de çocuk
doğurmuş fakat pek akıllı pek tedbirli bir kadın” diye kovaladılar. Bunun
üzerine memurlar eve gelince Musa'nın anası, Tanrı emriyle Musa'yı tandıra attı.
Bilen Tanrıdan kadına “Bu çocuğun aslı Halil'dendir. Ey ateş, soğu yakma emrinin
koması yüzünden ateş yakmaz, bir zarar vermez” diye vahiy gelmişti. Kadın vahiy
üzerine Musa'yı ateşe attı, fakat ateş Musa'yı yakmadı. Memurlar bunu görünce
meyus olup muratlarına erişmediler, çekilip gittiler. Fakat kovucular, yine bu
işi anlayıp, Firavundan birkaç para koparmak için memurlara macerayı anlattılar.
O tarafa dönün, pencereden iyice bir bakın dediler.
Sonraki
Sayfaya Devam
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|