|
Untitled Document
NUSRAT MAYIN GEMİSİ
18
Mart 1915 deniz zaferi, top ve mayın silahlarının müşterek çalışma mahsulü olup
bunda mayın başrolü oynamıştır. Mayınların dâhice boğaza yerleştirilmesiyle, o
tarihin en kuvvetli donanmasını Türk azmi ve cesareti, hayretlere bırakacak
şekilde alt etmiş ve boğazı düşman gemilerine kapamıştı. Dönemin Fransa
başbakanı; Çanakkale için "Türkler boğazı kapamakla savaşın iki yıl uzamasına ve
müttefiklerin milyonlara varan insan gücü ve yüzlerce milyarlık maddi kayba
uğramasına sebep olmuşlardır” demiştir.
Nusrat Mayın Gemisi 3 Eylül 1914'te Çanakkale'ye gelmişti. Almanya'da özel
şekilde mayın dökme gemisi olarak inşa edilmiş bu tekne dar alanlarda kolayca
manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle
dolaşabiliyordu. Ancak Osmanlı Devleti'nin mali sorunları ona boğazı
mayınlayabilmesi için gerektiği miktarda mayın bulamıyordu. Çanakkale boğazında
zaten önceden boğazı kesecek şekilde döşenmiş mayın hatları bulunmaktaydı.
Ancak, düşman zırhlılarının devamlı şekilde hareketlerinin incelenmesiyle akıllara hayret verecek bir gerçekle karşılaşılmıştı. 6 Mart gecesi Cevat Bey,
mayın grup komutanı Hafız Nazmi Bey'e "Oğlum, diyordu. Sana çok önemli bir görev
veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır.
Yarın akşam, Nusrat'le son 26 mayını şu gördüğün Erenköy Mevkii de kıyıya
paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldırıya kalkışırsa
kıyı toplarımız önceden aldıkları talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi
himaye ateşiyle koruyacaklar. Kendinizi göstermemeye çaba harcayın. Allah
yardımcınız olsun." Evet. Bu sefer mayınların boğazı kesecek şekilde değil de
kıyıya paralel olarak Erenköy Mevkii'ne dökülmesi fikri, mayın uzmanlarının ince
bir çalışmayla ortaya çıkardıkları mükemmel bir fikirdi. Çünkü düşman zırhlıları
boğaza gurup gurup giriyor ve görevini tamamlayan grup ikmal yapmak için geriye
dönerken arkadaki grupların yollarını kesmemek için boğazın en geniş yerlerinden
biri olan Erenköy Mevkii 'da manevra yapıyordu. İşte mayınlar da bu manevra
sahasına kıyıya paralel ancak manevra hattına dik olarak yerleştirilecekti.
Fakat bu işin sonu her ne kadar büyük bir zaferi getirebilecek olsa da bir o
kadar zordu. Nazmi Bey, ertesi gün Nusrat mayın gemisi komutanlığı yapacak olan
Tophaneli Yüzbaşı Hakkı'yı buldu. Her iki subayda çok iyi arkadaştılar. İki gün önce kalp krizi geçiren
Nusrat'ın genç komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, sağlığı için yerine bir başkasını
görevlendirmeyi önceden Çanakkale müstahkem mevki komutanı Cevat Bey'in
ısrarlarına rağmen, savaşın ve ülkenin sorumluluğunu omuzlarında duyarak görevi
kabul etti. 7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusrat demir alarak Çanakkale'den
uzaklaştı. Bütün ışıklarını söndürüp kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış,
maskeli ışıklar altında rota izleyerek hedefine doğru ilerliyordu. Gemi daha
önce döşenen mayın hatlarından geçiyor ve Erenköy Mevkii 'a giriyordu. Deniz
sakin, hava simsiyah, zifiri karanlıktı. Uzaklarda dolaşan düşman devriye
gemileri pırıl pırıl yanan projektörleri ile suyun yüzünü aydınlatmaktaydı. Bir
an, suyun yüzüne değen ışık silindirler hemen ardından denizi yalayarak, havaya
kalkıp yeniden denizin yüzeyinde başka bir noktayı aydınlatıp derinlere inmekte
ardından yine uzaklara gitmekteydi. Daha yakınlarda devriyeye çıkmış düşman
gemilerinin projektör ve ışıldakları zaman zaman Nusrat'ın olduğu kıyının
karşısını noktalamaktaydı. Son kontroller bittikten sonra ilk mayın platforma
alınmış ve atış anı beklenmeye başlamıştı. Heyecan son haddindeydi. Vatanın
selameti için gerekli olan zafer kilidi, Nusrat'ın elindeydi. Onu mutlaka
sessizce yerine bırakmalıydı. Sonunda Anadolu yakasındaki Akyarlara, yeni mayın
hattını hazırlanacağı noktalara geldiler. Teker teker sessizce elinde
kalan son 26 eski tip mayını suya bırakmaya başladı. Suya düşen her mayın belli
bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller üzerinde yer
almaya başladılar. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota
doğrultusunda dökülmüştü. Makinalar tekrar ulaşabilecekleri en yüksek devirde
çok hızlı tempoda çalıştırılmıştı. Şimdi en az mayınlar dökülüşü kadar tehlikeli
olan geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önceki dökülen mayınlar ve düşman
devriye gemileri Nusrat'ın yolu üzerinde kol geziyordu. Bir an için Nusrat'ın
çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi olmalıydı bu. Büyük
olasılıkla düşman zırhlıları geri dönmüşlerdi ve devriye görevine devam
etmekteydiler. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladıkları zaman
Nusrat'ı görecekler ve her şey bitecekti. Bütün personelden buz gibi terler
boşanıyordu. Nihayet korktukları başlarına geldi ve düşman gemisinin
projektörleri yandı.
Karalığı
yaran projektör ışığı az öteden, hızla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak
geliyordu. Işık dalgası kıyıları, dalgaları taraya taraya, arada bir durarak,
arada bir gerileyerek ağır ağır üzerlerine geliyordu. Bu ışık silindiri ölüm
kılıcına dönüşmüş, Nusrat'ın böğrüne saplanacaktı ki bir mucize gerçekleşti.
Ölüm ve ışık dalgasını içine girmelerine saniye kala, Türk kıyılarında yanan
projektör bir mucize yarattı. Bizim kıyıda birden bire yana projektörümüz birkaç
saniye içinde, düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı. İki projektör şimdi
göz gözeydiler. Ortalığı sise yakın yoğun bir beyazlık kapladı. Beklenmedik bu
ışık kavgası Nusrat'a yaşam umudunu geri verdi. Şimdi karşılaşan iki projektör,
iki düşman göz birbirinden kurtulmak için olağanüstü bir savaşa başladılar.
Düşman projektör, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor, bir türlü başaramıyordu.
Nusrat, bu bazen üstünde, bazen yanında süren ışık çarpışmasının altından
sessizce sıyrıldı. Olanca islim üstünde, Çanakkale yönünde yol almaya başladı.
Tehlike geçmiş verilen görev büyük bir başarıyla yapılmıştı. Nazmi Bey büyük bir sevinçle kader
arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Hakkı Bey cevap veremedi. Nusrat mayın
gemisinin başkomutanının hasta kalbi bu ışık savaşındaki heyecan dayanamamış,
heyecan kasırgası içinde duruvermişti. Bu olaydan on gün sonra müttefik
donanması saldırıya geçmişti. Savaş tam istediği şekilde, kontrollü olarak devam
etmekteydi ki, birden ikmal için geri dönen gemilerde büyük patlamalar meydana
gelmişti. Bunların nedeni, 7–8 Mart gecesinde dökülmüş ve bundan sonrada gerek
düşman pilotlarının fark edemediği gerekse 17–18 Mart gecesi mayın gemilerinin
yaptığı mayın kontrolünde bulunamayan Nusrat'ın mayınlarıydı. Düşmanın yüzen
kaleleri birer birer batmaya başlamıştı.
Önce
Bouvet 639 kişilik mürettebatı ile denizin derinliklerine gömüldü. Bu andan
itibaren her şey ters gitmeye başlamıştı. Bouve'in battığı yerin yakınında
manevra yapmakta olan Inflexible bir mayına çarpıştığını rapor etti ve çok
tehlikeli bir şekilde yan yatmaya başladı ve üç dakika sonrada Irrestable'nda
yana yatmakta olduğu ve sancak tarafından mayına çarpıştığını bildiren yeşil
flamanın sancak seren cundasında dalgalandığı görüldü.
Daha sonra da mürettebatı kurtarılan gemi boğazın sularına gömüldü. İtilaf
Devletleri üç büyük savaş gemisini (Irrestable, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç
tanesi de (Inflexible, Golva, Suffen) ağır yaralanmış şekilde eldeki gücün üçte
biri yitirilmişti. Nusrat'ın yapmış olduğu görev tarihi değiştirmişti. İtilaf
donanması 18 Mart günündeki başarısızlıklarından çok şey öğrendiler. İngilizler
bu yenilginin tüm faturasını son keşfini yapıp mayın yoktur raporunu veren
pilota çıkardılar ve onu idam ettiler. Nusrat'ın 7–8 Mart gecesi bir şehit
vermek uğruna yaptığı iş ve Türk topçusunun başarısı, bir vatanın selametini
sağlamış ve düşman donanmasının Marmara'ya bayraklarını dalgalandırarak
girmesine izin vermemişti.
|