|
Türkmüsün.Net - Mehter Marşları
Nafile Namazlar
403- Beş vakitte kılınan, namazların sünnetlerinden başka
birtakım nafile namazlar daha vardır ki, bunlara Tatavvu (Nafile) namazı denir.
Bunlar müstahab ve mendub namazlardır. Bunlar, Yüce Allah'a manevî yönden
yakınlığa sebeb olurlar. Her birini kendine has birtakım fazilet ve sevabları
vardır. Nafile namazların başlıcaları şunlardır:
1) Tahiyyetü'l-Mescid: Bu, bir müstahab namazdır. Şöyle ki: Bir mescide sadece
ziyaret için veya öğretmek ve öğrenmek gibi bir maksad için giren kimse, orada
nafile olarak iki rekât namaz kılar. Bir mescide bir günde birkaç defa bu
şekilde girilse, bir defasında böyle namaz kılınması yeterlidir. Bununla,
Allah'a ibadet edilen bir yere gereken saygı yerine getirilmiş olur.
Tahiyyetü'l-Mescid, bir mescid veya camiye girilince, daha oturmadan
kılınmalıdır. Faziletli olan budur. Oturulduktan sonra da kılınabilir. Bir
mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin keraheti gibi bir sebebden dolayı
Tahiyyatü'l-Mescid namazını kılamayacak olan bir müslümanın: "Sübhanellahi
velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi de müstahab
görülmüştür.
Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farzı kılmak ve imama uymak
niyeti ile girmek de, Tahiyyetü'l-Mescid yerine geçer.
2) Abdest veya gusülden sonra namaz: Şöyle ki: Abdest veya gusül alındıktan
sonra vakit varsa, daha yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekât
namaz kılınması mendubdur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür
ifadesidir. Böyle bir temizliğe kavuşmak için manen temiz bir inanca, maddeten
de temiz bir suya sahib olmak, hem de özürlerden beri bulunmak ve beden
sağlığına kavuşmuş olmak lâzımdır. Artık bu şartları toplayan bir insanın
Yaratıcısına şükür için iki rekât namaz kılması pek güzel olmaz mı? Bununla
beraber abdest veya gusül arkasından herhangi bir farz veya sünnet namazın
kılınması ile de bu şükran görevi yapılmış olur.
3) Duhâ (Kuşluk) Namazı: Şöyle ki: Güneş doğup bir mikdar yükseldikten sonra,
istiva zamanına kadar iki, dört, sekiz veya on iki rekât namaz kılınır ki, bu
mendubdur. Bu, Peygamber Efendimizin mübarek işi ile sabittir. Bunun sekiz rekât
kılınması daha faziletlidir. Bunun en iyi vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten
sonradır.
4) Teheccüd Namazı: Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir mikdar
uyuduktan sonra kılınacak nafile namaza Salât-ı Leyl (Gece Namazı) denir. Bunun
sevabı pek çoktur. Bir mikdar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa, "Teheccüd"
adını alır. Peygamber Efendimiz teheccüd namazına devam ederlerdi. Bu gece
namazı iki rekâttan sekiz rekâta kadardır. Her iki rekâtta bir selâm verilmesi
daha faziletlidir.
Bir hadîs-i şerîfde: "Her kim geceleyin uyanır, hanımını da uyandırır, iki rekât
namaz kılarlarsa, Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılırlar"
buyurulmuştur.
Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlara, Yüce Allah'ın büyük bir
mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamış olduğu şu âyet-i kerîme ile
müjdelenmektedir: "Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için Allah büyük
bir mağfiret ve mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab, 35)
Bir kimse adet haline getirdiği bir teheccüd namazını özür olmaksızın terk
etmemelidir. "Allah yanında amellerin en sevimlisi, az bile olsa, devamlı
olanıdır."
5) Regaib Gecesi Namazı: Şöyle ki: Receb ayının ilk cuma gecesine "Leyle-i
Regaib" denir. Bazı alimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu
aleyhi ve sellem) bu gece pek çok ruhanî ahval ve ikrama kavuşmuş olmakla Yüce
Allah'a şükür için on iki rekât namaz kılmıştır. Peygamber Efendimizin bu Regaib
gecesinde ana rahmine düşmüş olduğuna dair olan bir rivayet, uygun
görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki
zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Amine'nin, Peygamber
efendimize hamile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebeb ne
olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regaib, istenilen, değeri
çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir ve "Rağibe" kelimesinin
çoğuludur. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat bu gecede
kılınacak namazın sünnet veya mendub olması hakkında kuvvetli bir delil
bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp cemaatla namaz kılınması bid'at
sayılmaktadır. Zaten teravihden başka hiç bir nafile namazın çağrışarak cemaatla
kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan iki, üç
kişinin bu gibi namazları cemaatla kılmaları caiz görülmüştür.
6) Mi'raç Gecesi Namazı: Receb ayının yirmi yedinci gecesine raslayan mübarek
Mi'raç Gecesinde on iki rekât nafile namaz kılınması iyi görülmüştür. Her
rekâtında Fatiha ile başka bir sûre okuyarak iki rekâtta bir selâm vermeli,
sonra yüz defa "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilahe illallahu vallahu
ekber" demeli. Bundan sonra, yüz defa istiğfar ederek yüz defa da Salât ve Selâm
okumalıdır.
Gündüzün de oruçlu bulunmalıdır. Bu durumda günahla ilgili olmaksızın yapılacak
her duanın kabulü, Allah'dan umulur.
7) Berat Gecesi Namazı: Şaban ayının on beşine raslayan geceye Berat gecesi
denir. Pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde, yaratıkların bir sene içindeki
rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, diriltilip
öldürüleceklerine ve ecellerine, hacılarla ilgili işlerine dair Allah tarafından
meleklere bilgi verileceği söylenmektedir. Bu bakımdan berat gecesinde ibadet
etmenin ve nafile namaz kılmanın çok sevabı vardır. Fakat bu geceye ait sünnet
bir namaz yoktur. Bu konudaki rivayetler sağlam değildir.
Berat gecesinde kılınacak namaza Salâtü'l-Hayr (Hayır Namazı) denilmiştir. Bu
namaz birçok rivayete göre yüz rekâttır. Her rekâtta Fatiha sûresinden sonra on
defa İhlâs sûresi okunur.
8) Kadir Gecesi Namazı: Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rasladığı kuvvetle
tercih edilen gece Kadir Gecesidir, pek mübarek bir gecedir.
Kur'ân-ı Kerîm, bu geceden başlayarak Peygamber Efendimize inmiştir. Bu geceyi
ibadetle geçirmenin sevabı çoktur. Bu gecenin bir anı vardır ki, ona raslayan
bir dua muhakkak kabul olunur. Bu şerefli gecede, teravihden sonra bir müddet
daha ibadette bulunulması, nafile namaz kılınması, bu geceyi ibadetle geçirmek
demektir.
Deniliyor ki, Kadir Gecesi namazının en azı iki rekât, ortası yüz rekât ve en
çoğu da bin rekâttır. Bu namaz iki rekât kılındığı takdirde her rekâtinde iki
yüz âyet okunmalı, yüz rekâta kadar kılındığı zaman her rekâtinde Fatiha
sûresinden sonra "Kadir Sûresi" ile üç defa da İhlâs sûresi okunup her iki
rekâtta bir selâm verilmelidir. "Allahümme inneke afüvvün tühibbu'l-afve fa'fü
annî = Allah'ım! Sen affedicisin, bağışlamayı seversin; beni affet", duası da
tekrarlanmalıdır.
Bu namazın bu şekilde kılınacağına dair rivayetler pek kuvvetli değildir. Asıl
maksad, bu geceyi mümkün olduğu kadar ibadetle geçirmektir. Bu kutsal gecede
elden geldiği kadar, diğer nafile namazlar gibi namazlar kılınabilir. Bununla
beraber ağır ve zor davranışlardan kaçınılması daha faziletlidir.
9) Yolculuk Namazı: Bir müslüman bir yola çıkacağı veya bir yoldan döndüğü zaman
iki rekât namaz kılmalıdır. Bu, mendubdur. Giderken evde, gelince mescidde
kılmak daha faziletlidir. Peygamber Efendimiz seferden kuşluk vaktinde dönerler
ve Mescid-i Saadet'e gidip iki rekât namaz kılarlardı. Bir müddet de orada
otururlardı (sallallahu aleyhi ve sellem).
10) Tesbih Namazı: Bu namaz, her rekâtinde yetmiş beş defa "Sübhanallahi
velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" diye tekbir alınan dört
rekâtlı bir namazdır. Allah rızası için nafile namaza niyet ederek "Allahü Ekber"
diye namaza başlanır. Sübhaneke'den sonra on beş kere "Sübhanallahi velhamdü
lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" okunur. Sonra Eûzü Besmele
çekilerek Fatiha ile bir sûre daha okunur. Arkasından tekrar on defa "Sübhanallahi..."
tekbiri okunur. Sonra rükûa varılıp rükû tesbihlerinden sonra yine on defa "Sübhanallahi..."
okunarak rükûdan (Semi'allahü limen hamideh, Rabbena ve lekelhamd denilerek)
kalkılır. Bu kıyam halinde de on defa "Sübhanallahi..." okunur. Ondan sonra
secdeye varılıp secde tesbihleri yapıldıktan sonra yine on defa "Sübhanallahi..."
okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır ve celse halinde yine on defa "Sübhanallahi..."
okunur. İkinci secdeye tekbir ile varılıp üç defa yine secde tesbihleri
yapıldıktan sonra on defa "Sübhanallahi..." okunur. Böylece namaz tekbirlerinden
fazla olarak alınan tekbirlerin toplamı "Yetmiş beş" olur.
Bu birinci rekâttan sonra ikinci rekâte kalkılır ve yine önce on beş defa "Sübhanallahi..."
okunur. Sonra birinci rekâtta yapıldığı şekilde kılınarak ka'de (son oturuş)
yapılır. Tahiyyat ile Salâvatlar okunur ve selâm verilir. Her iki rekâtta
yapılan bu tesbihlerin toplamı yüz elli olur. Bundan sonra selâm verilip aynı
şekilde iki rekât daha kılınır. Böylece dört rekâtta yapılan tesbihlerin sayısı
üç yüz olur.
Bu tesbih namazında yanılma olsa, yapılacak sehiv secdelerinde bu tekbirler
getirilmez.
Tesbih namazının da sevabı çoktur. Bu namaz her vakit kılınabilir. Hiç olmazsa
haftada veya ayda veya ömürde bir defa olsun kılınmalıdır.
11) Tevbe Namazı: Bir müslüman insanlık gereği bir günah işlerse, hemen bundan
pişman olup tevbe etmesi lâzım gelir. İşte böyle bir kimsenin işlediği günahdan
tevbe için güzelce abdest aldıktan sonra kırsal bir yere çıkıp iki rekât namaz
kılması ve o günahdan dolayı Allah'dan mağfiret dilemesi mendubdur. Böyle günah
işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duygusu beliren kimse, bu günahı bir daha
yapmamaya karar verip Yüce Allah'dan bağışlanmasını dilerse, Allah'ın onu
bağışlayacağına dair bir hadîs-i şerîf vardır.
12) Hacet Namazı: Âhirete veya dünyaya ait bir dileği bulunan kimse, güzelce
abdest alır ve bir rivayete göre dört, diğer bir rivayete göre on iki rekât
namazı yatsıdan sonra kılar. Sonra Yüce Allah'a hamd eder, Peygamber Efendimize
de salât ve selâmda bulunur. Ondan sonra hacet duasını okuyup o işin olmasını
Yüce Allah'dan diler.
Hacet namazının birinci rekâtında Fatiha sûresinden sonra üç defa Ayete'l-kürsî,
diğer üç rekâtinde de birer Fatiha ile birer İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri
okunması hakkında bir hadîs-i şerîf vardır. Hacet duası şudur:
* "Allahümmeinni es'elüke tevfika ehlilhüda ve a'male ehlil-yakîni ve münasahata
ehlittevbeti ve azme ehlissabrı ve cidde ehlilhaşyeti ve talebe ehlirrağbeti ve
taabbüde ehlilvera'i ve irfane ehlil-ilmi hatta ehafüke. Allahümme innî es'elüke
mehafeten tahcüzünî an ma'sıyetike hatta a'mele bitaatike amelen estahıkku bihi
rizake ve hatta unasıhake bittevbeti havfen minke ve hatta uhlisa lekennasıhate
hubben leke ve hatta etevekkele aleyke fil-umuri hüsne zannin bike, Sübhaneke
halikı'nnuri."
Anlamı: Allah'ım! Ben senden hidayet ehlinin başarısını, yakîn erbabının
amellerini, tevbe edenlerin ihlâsını, sabredenlerin azmini, haşyet sahiblerinin
ciddiyetini, rağbet erbabının isteklerini, takva ehlinin iadet hallerini, ilim
sahiblerinin anlayışını dilerim. Böylece korkarak senden gereği üzere korkmuş
olayım.
Allah'ım! Ben senden öyle bir korku isterim ki, beni sana isyan etmekten
engellesin de, sana itaat ederek bir amel işleyeyim, onunla senin rızanı
kazanayım; böylece senden korkarak ihlasla tevbe edeyim, sana muhabbetle ibadeti
ihlas üzere yapayım ve sana güzel zan besleyerek bütün işlerde sana tevekkül
edeyim. Ey nuru yaratan, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin!..
13) İstihare Namazı: İnsan kendi hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair
bir işarete kavuşmak isterse, yatacağı zaman iki rekât namaz kılar. Birinci
rekâtta "Kâfirûn" sûresini, ikinci rekâtta da "İhlâs" sûresini okur. Namaz
sonunda da istihare duasını okur. Sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip
yatar. Rüyada beyaz ve yeşil görülmesi hayra işarettir. Siyah veya kırmızı
görülmesi de şerre (kötüye) işarettir. Bu şekilde İstihare namazının yedi gece
yapılması ve kalbe ilk gelene bakılması da bir hadîs-i şerîfle buyurulmuştur.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına istihareyi
öğretirlerdi. İstihare namazını kılmak mümkün olmayınca, yalnız duası ile
yetinilir. Aslında meşru ve hayırlı bir iş için yapılacak istihare, onun
istenilen vakitte yapılıp yapılmaması yönünden yapılır. Yoksa doğrudan doğruya o
hayırlı iş için yapılmaz. Belli bir senede hac yapılıp yapılmaması gibi...
İstihare duası Peygamber Efendimizden şöyle rivayet edilmiştir:
** "Allahümme, innî estehîruke bi'ilmike ve estakdiruke bikudretike ve es'elüke
min fadlike'l-azîmi. Feinneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu. Ve
ente allâmu'l-ğuyûbi. Allahümme in künte ta'lemu enne haze'l-emre hayrun li fi
dînî ve meaşî ve akıbeti emrî ve a'cili emri ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu
lî sümme barik fîhi. Ve in künte ta'lemu enne haze'l-emre şerrun lî fi dînî ve
maişî ve akıbeti emri ve a'cili emrî ve âcilihi fasrifhu anni vasrifnî anhu.
Fakdir lîye'l-hayre haysü kâne. Sümme erdınî bihi."
Anlamı: Allah'ım! Sen bildiğin için, hakkımda hayırlı olanı senden isterim ve
kudretin yettiği için de, ben senden güç isterim. Senin büyük ihsanından hayır
dilerim. Çünkü senin her şeye gücün yeter; ben ise güçsüzüm. Sen her şeyi
bilirsin; ben bilmem. Sen olacak şeyleri de bilensin.
Allah'ım! Eğer bu iş, benim dinim, dünya yaşayışım, akıbet olarak işim, dünya ve
âhiretim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan, bunu bana takdir et ve bana
kolaylaştır. Sonra onda bana bereket ver. Eğer bu iş benim dinim, yaşayışım,
akıbet olarak işim, dünya ve âhiretim hakkında benim için kötülük olduğunu
biliyorsan, bunu benden kaldır, beni de ondan uzaklaştır. "Hayır nerede ise bana
onu takdir ve nasib et. Sonra beni ona razı kıl..."
14) Katil Namazı: Her nasılsa kısasla öldürülecek olan bir müslüman bu cezanın
uygulanmasından önce iki rekât nafile namaz kılarak tevbe istiğfar etmelidir,
hayırlı dualar yapmalıdır. Bu namaz onun Allah tarafından bağışlanmasına vesîle
olabileceği cihetle güzel görülmüştür.
15) İstiska (Yağmur Duası) Namazı: Yağmurlar kesildiği zaman, müslümanlar yağmur
duasına çıkarlar, ikramı bol olan yaratıcımızdan yağmur yağdırmasını isterler.
İmam Azam'a göre "İstiska"dan maksad yalnız duadır, mağfiret dilemektir. Bunda
cemaatle namaz sünnet değildir; fakat caizdir. İnsanlar isterlerse ayrı ayrı
namaz kılabilirler. İki İmama göre ise, İstiska için en büyük idarecinin veya
onun göstereceği kimsenin, cuma namazı gibi aşikâre okuyuşla iki rekât namaz
kıldırması mendubdur. Bu namazın arkasından, bayramlarda olduğu gibi, hutbe
okunur. Hatib minbere çıkmaz, yerde durur. Kılıç, ok veya sopa gibi bir şeye
dayanarak hutbelerini okur.
Üç gün arka arkaya İstiska duasına çıkılması güzeldir. Yağmurun inmesi
gecikirse, eski elbiseler giyilerek ve başlar öne eğilerek tevazu içinde yaya
olarak sahraya çıkılır. Önceden tevbeler yapılır, sadakalar verilir. Haksız yere
alınmış şeyler varsa, sahiblerine geri verilir. Müslümanlar için mağfiret
istenir.
İmam Muhammed'e göre hatib, hutbe esnasında elbisesi dört köşeli ise bunun
aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya çevirir. Değirmi ise sağını sol tarafa
ve solunu da sağ tarafa getirir. Giydiği kaba kaftan ise, içini dışarıya ve
dışını da içeriye getirir ve bu şekilde elbisesini giyer. Bu, sıkıntılı durumun
değişmesi için bir hayır nişanı olarak yapılır. Fakat cemaat elbiselerini böyle
tersine giymez.
Müslümanlar yağmur duasına çıkarlarken çocuklarını, evcil hayvanlarla onların
yavrularını beraberlerinde götürürler. Çocukları ve yavruları bir müddet
analarından uzaklaştırırlar. Böylece üzüntülü bir hal içinde zayıflara ve
ihtiyarlara dua ettirerek kendileri de amîn derler. İşte üzüntü, tevazu, kalb
yumuşaklığı ve büyük bir teslimiyet içinde Yüce Allah'ın rahmet ve yardımı
istenir. Daha sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir şükür karşılığı
olsun diye yine sahraya çıkarlar. Bunu yapmak mendubdur.
Yağmurlar istenenden çok yağmaya başlayınca, bunun kesilmesi veya başka
taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur.
Yağmur yağarken: "Allahümme sayyiben nafi'an = Allah'ım! Bunu yararlı yağmur
yap" denir, istenilenden fazla yağınca da: "Allahümme havaleyna ve lâ aleyna =
Allah'ım! Bunu zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzerimize yağdırma" diye
dua edilir.
Dua eden isterse ellerini yukarıya kaldırır, isterse iki işaret parmağı ile
işaret eder. Her zaman sonsuz rahmetine ve yardımına kavuşmakta bulunduğumuz
ikram ve merhameti bol olan Allah'ımızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile
O'na muhtaç olduğumuzu anlayarak Yüce varlığına yönelmek ve yalvarışta bulunmak,
bizim için bir kulluk borcudur.
Bir düşünelim: Zaman zaman bulutlardan topraklarımıza yağan o yararlı yağmurlar
kesilse, bunun sonu olarak da ırmaklar ve dereler kurusa, su kanalları bomboş
kalsa, acaba bu suları bize kim getirebilecektir?
Kaynaklarından daima fışkırıp duran ve hayatımıza hizmet eden o tatlı ve berrak
suları Yüce Allah yerin dibine geçirse, acaba bunları kim bize getirebilecektir?
İşte "De ki: Bana bildiriniz bakalım. Eğer suyunuz bir sabah yerin dibine batıp
çekilse, size böyle akıp giden bu suyu (Allah'dan başka) kim getirebilecektir?"
(Mülk, 30) âyet-i kerîme de, dikkat ve düşüncemizi bu noktaya çekiyor. Artık
insanlık için habersiz kalmak ve Hak'dan yüz çevirip nankörlük etmek asla caiz
olmaz.
Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası şudur:
*** "Allahümme, eskına ğaysen muğîsen henîen merîen ğadekan mücellilen seyhan
ammen tabakan. Allahümme, eskine'l-ğayse ve lâ tec'alnaminelkanitîn. Allahümme,
inne bilbilâdi ve'l-ibadi vel-hakkı minel-levâi ve'd-danki ma lâ neş-kü illâ
ileyke. Allahümme, enbit lena Ezzer'a edirre lena eddar'a ve eskına min,
berakâtissema'i ve enbit lena min berekâtı'l-arzı. Allahümme, inna nestağfiruke
inneke künte ğaffaren feersilissemae aleyna midrara."
Anlamı: "Bize yardım eden, içimize sinen, bol ve faydalı olup her tarafı
kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur ihsan et.
Allah'ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme. Allah'ım!
İllerde, kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık var ki, senden
başkasına arzedemeyiz. Allah'ım! Bizim için ekinler bitir, hayvan memelerini
sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve yeryüzünün bereketlerinden bize
ürün bitir. Allah'ım! Biz senden mağfiret dileriz. Şübhe yokki sen, çok
bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol yağmur yağdır."
16) Küsûf (Güneş Tutulması) Namazı: Güneş tutulduğu zaman, cuma namazını
kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en az iki rekât namaz kıldırır. İmam Azam'a
göre gizlice ve iki imama göre de aşikâre olarak fazla mikdar kıraatta bulunur.
Her rekâtında bir rükû ve iki secde yapar. Namazdan sonra da güneş açılıncaya
kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat da
"amîn" der. Böyle bir imam bulunmazsa, insanlar bu namazı kendi evlerinde tek
başlarına kılarlar. Bunu büyük bir camide kılmak, mescidlerde kılmaktan daha
faziletlidir. Sahrada da kılınabilir.
Küsûf namazında İmam Azam'a, İmam Malik'e ve İmam Ahmed'e göre, hutbe okunmaz.
Çünkü Peygamber Efendimiz, güneş tutulması olayından dolayı namaz kılınmasını,
dua edilmesini, sadaka verilmesini öğütlemişlerdir. Hutbe okunmasını
emretmemişlerdir. İmam Şafiî ile İbni Hacer ve bazı alimlere göre, namazdan
sonra hutbe okunması müstahabdır.
17) Husüf (Ay Tutulması) Namazı: Ay tutulduğu zaman, müslümanların kendi
evlerinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, gizli ve aşikâr
okuyuşla iki veya dört rekât namaz kılmaları güzel görülmüştür. Bu namazın
camide cemaatla kılınması, İmam Azam'a göre sünnet değildir; fakat caizdir.
(İmam Şafiî ile İmam Ahmed ve diğer bazı hadis alimleri de, bu namazın cemaatla
kılınması görüşündedirler. İmam Malik'e göre ise, cemaatla kılınamaz. İnsanların
geceleyin her taraftan toplanıp bunu cemaatla kılmaları güç bir iştir.)
Şiddetli rüzgâr, fazla karanlık, geceleyin fazla aydınlık, yer sarsıntıları ve
taşkın hastalıklar gibi korkunç olaylar karşısında da güneş ve ay tutulması
namazları gibi bir namaz kılınması güzel görülmüştür.
Bu gibi arızalar ve olaylar, hep Allahü Teâlâ'nın azamet ve kudretine, hikmetli
işlerine delâlet eden birer nişandır. "Biz o âyetleri (mucizeleri) ancak
korkutmak için göndeririz." (İsra, 59) âyet-i kerîmesinin beyanı üzere, bu gibi
alâmetler insanları korkutmak, onları günahlardan kurtarıp ibadet ve tevbeye
yöneltmek için zaman zaman meydana gelen kudret alâmetleridir. Bunları gören
sağduyulu bir kimsenin ruhunda bir korku ve bir heyecan belirir. Gözlerinin
önünde Yüce Allah'ın celâl ve azameti canlanmaya başlar. Artık o kimse, büyük
yaratıcımızın bu âlemi ne kadar muntazam ve mükemmel bir şekilde yaratmış
olduğunu anlar. Daima o büyük yaratıcının korumasına muhtaç olduğunu kavrar. Bu
anlayışla, ezelden beri var olan yaratıcısına döner. O'na saygı için namaz
kılar, O'nun koruma ve yardımına kavuşmak için dua eder. Böylece gafletten
uyanır. Anlayışlı bir ruha sahib olmak için çalışmış olur.
Güneş ve ay'ın tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana geldiği
bilinmektedir. Düşünen bir insan için, bu kanunları, böyle belirli ve mükemmel
bir şekilde meydana getiren Yüce Yaratıcıyı anlamak en yüksek bir görevdir.
Güneş ve ay tutulması ile, aydınlık nimeti karanlığa dönüyor. İki parlak kürenin
görüntüsünü yoğun bir gölge kaplıyor. Bu durum devam edecek olsa, hayatımızda
kim bilir ne acı değişiklikler meydana gelir. Halbuki her şeyi bilen, hikmet
sahibi olan âlemlerin yaratıcısının koyduğu tabiat kanunları buna engel oluyor.
Bu korkunç üzüntü verici durum az sonra kalkıyor. O iki kudret kaynağı, yine
olanca parlaklığı ile aydınlık ve nurlarını etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık
bundan dolayı Kerim ve Rahim olan yaratıcımıza binlerce, yüz binlerce şükretsek,
yine kulluk görevimizi yerine getirmiş olamayız.
Hiç kimsenin doğmasından veya ölmesinden dolayı ay ile güneşin tutulmayacağını
Peygamber Efendimiz beyan buyurmuşlardır. Şöyle ki: Peygamber Efendimizin
muhterem çocuğu İbrahim, bir buçuk yaşında iken hicretin onuncu yılında vefat
etmişti. O'nun ölümü gününde güneş tutulmuştu, insanlar bu masum yavrunun
ölümünden dolayı güneşin tutulduğunu sanmışlardı. Bunun üzerine Peygamber
Efendimiz:
"Güneş ile ay bir kimsenin ne ölümünden, ne de hayata kavuşmasından dolayı asla
tutulmazlar. Bunların tutulduğunu gördüğünüz zaman namaz kılın, Yüce Allah'a dua
edin."
Diğer bir hadîs-i şerîfde de: "Bunlar Yüce Allah'ın alâmetlerinden iki nişandır"
diye buyurulmuştur.
Peygamber Efendimizin mübarek ifadeleri daima böyle gerçekleri aydınlığa
kavuşturmuş, insanları yanlış düşüncelerden ve inançlardan engellemiştir. Her
yönü ile pak olan İslâm dini, akla ve hikmete uygun olmayan inanç ve
davranışlardan büsbütün beri bulunmuştur. Artık böyle yüksek bir Peygambere ve
mukaddes dine kavuşmamızdan dolayı ne kadar şükür secdelerine kapansak, yine az
değil mi?
NAMAZ
KİTABI
İLMİHAL ANA SAYFASI
|