|
Türkmüsün.Net - Mehter Marşları
Belirli ve Belirsiz, Mutlak ve Muallak Adaklar
236- "Nezrim olsun, yarın oruç tutayım" gibi bir adak,
muayyen (belirlenmiş) bir adaktır. "Nezrim olsun, bir gün oruç tutayım"
denilmesi de gayrimuayyen (belirlenmemiş) bir nezirdir. Bunlar, aynı zamanda bir
şarta bağlı olmayan mutlak (bağlantısız) nezirlerdir.
"Falan kimse gelirse, Allah için nezrim olsun bir gün oruç tutayım, şu kadar
sadaka vereyim" gibi, şarta bağlı nezirler de birer muallak (bağlantılı)
nezirdir.
237- Mutlak olan (bir şarta bağlı olmayan) nezirleri
yerine getirmek vacibdir. Belli gününde yerine getirilmeyen bir nezir, başka bir
günde kaza edilir. Bugün fakire sadaka vermesini adadığı halde, bu sadakayı o
gün vermezse, başka bir günde verilmekle yerine getirilir. Buna kaza denilir.
238- Olması istenilen bir şarta bağlı nezir, o şartın
gerçekleşmesi halinde yerine getirilmesi vacib olur. Olması istenmeyen bir şarta
bağlanmış bulunan bir nezre gelince, bunda adak yapan serbestir. Şart
gerçekleşince, dilerse nezrini yerine getirir, dilerse yalnız yemin keffareti
öder. Sahih olan budur.
Örnek: "Şu nimete kavuşursam bir ay oruç tutayım" diye adak yapan kimse, o
nimete kavuşunca bir ay oruç tutması vacib olur. Çünkü şart kılınan nimet, adak
sahibi için istenen şeydir.
Aksine olarak; bir kimse kendini yalan söylemekten engellemek için: "Eğer yalan
söylersem, bir ay oruç tutmak nezrim olsun" diye nezrettiği halde yine yalan
söylerse, serbestir. Dilerse bu adağını yerine getirir, bir ay oruç tutar.
Dilerse yemin keffareti öder. Çünkü şart koştuğu yalan söyleme işi, kendisince
istenen şey değildir. Bu nezir bir nevi yemin demektir.
239- Mutlak bir nezir, muayyen (belirli) olsa bile,
zamana, mekâna, belli bir paraya, belli bir fakire bağlı kalmaz. Bu nezir, gerek
oruçla, gerek namazla ve itikâfla olsun, gerek para ve diğer şeylerle olsun
eşittir. Buna göre, bir kimse: "Cuma günü oruç tutayım" veya "Beytü'l-Makdis'de
şu kadar namaz kılayım" veya "Bu parayı cuma günü falan beldede olan falan
fakire vereyim" diye nezrettiği halde, buna aykırı olarak başka bir günde oruç
tutsa, başka bir mescidde o kadar namaz kılsa, o miktarda başka bir parayı başka
bir beldedeki başka bir fakire verse, adağını yerine getirmiş olur.
240- Bir şarta bağlanmış olan bir nezir, o şartın
bulunmasından önce yerine getirilemez. "Falan zat gelince üç gün oruç tutayım"
diye nezreden kimse, daha o zat gelmeden üç gün oruç tutacak olsa, nezrini
yerine getirmiş olmaz.
241- Şarta bağlanarak yapılan bir nezir de, zamanla,
mekânla, belli bir para ve belli bir fakirle kayıtlanmaz.
Örnek: "Falan işim olursa cuma günü oruç tutayım, şu yerdeki falan fakire şu
parayı vereyim" şeklinde nezir yapan kimse, o iş olduktan sonra herhangi bir
günde o orucu tutabilir veya herhangi bir yerdeki başka bir fakire o paranın
karşılığını verebilir.
242- Bir vakte kadar izafe edilen bir oruç, o vaktin
gelmesinden önce tutulursa, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a ,göre caiz olur. İmam
Muhammed'e göre caiz olmaz. Receb ayında tutulması nezredilen bir orucun daha
önce gelen Rebiulahirde tutulması gibi...
243- "Bir sene oruç tutayım" diye mutlak şekilde yapılan bir nezirden dolayı,
hilâllere göre tam bir sene oruç tutulması gerekir. Şöyle ki: Eğer arka arkaya
devamlı tutulması söylenmemiş ise, bu oruç değişik günlerde tutulabilir. Eğer
fasıla vermeden tutulursa, otuz beş günün kazası gerekir. Bunun otuz günü
ramazana ve beş günü de bayramlara raslayan günlere karşılıktır. Böyle nezreden
kadın ise, bu yıl içinde tutmayacağı adet günlerini de kaza etmesi gerekir.
Fakat böyle bir yıl aralıksız oruç tutulması nezredilirse, Ramazan günlerini
kaza etmek gerekmez. Çünkü böyle bir sene Ramazandan dışta kalamayacağı için,
Ramazan günleri bu nezirden ayrı tutulmuş gibi olur.
244- Bir kimse: "Falan ayda, (Receb ayında) oruç tutayım"
diye nezrettiği halde, o ayda hasta olsa iftar eder. Sonra Ramazan orucunda
olduğu gibi kaza eder.
245- "Allah rızası için bir gün oruç tutayım" diye yapılan
bir nezrin günü belli değildir. Nezreden dilediği gün, o borcu tutabilir. İki
gün, üç gün... denildiği takdirde de hüküm böyledir. Bu günlerin oruçları
fasılasız tutulabileceği gibi, parça parça olarak da tutulabilir. Ancak nezir
esnasında fasılasız tutulmasına niyet edilmiş olursa, o zaman ara vermeden
tutulması gerekir.
Örnek: "Ara vermeden on gün oruç tutayım" diye nezretmiş bulunan bir kadın, beş
gün oruç tuttuktan sonra âdet görmeye başlasa, tuttuğu oruçlar nezirden
sayılmaz. Temizlendikten sonra yeniden on gün tutması gerekir. Fakat dağınık
olarak ayrı ayrı günlerde oruç tutmayı adayan kimse, o kadar gün fasılasız oruç
tutsa, adağını yerine getirmiş olur.
246- "Üzerime oruç vacib olsun" diyen kimseye, bir gün
oruç tutmak gerekir. Mikdarına niyet etmeksizin "Birçok günler oruç tutayım"
diye nezreden kimsenin de, İmam Azam'a göre on iki İmama göre yedi gün oruç
tutması gerekir.
247- "Nezrim olsun ki, yalan söylemeyeyim, nezrim olsun
ki, falan yere girmeyeyim" gibi sözler, "Ahdim olsun" yerinde birer yemin
sayılır. Buna göre, yalan konuşsa veya o yere gitse, yalnız yemin keffareti
gerekir. "Üzerime nezrolsun" sözü de böyledir. Ancak bu sözlerle sadaka vermek,
oruç tutmak, haccetmek gibi bir ibadet niyeti olursa, o zaman o ibadeti yerine
getirmek gerekir.
Yalnız: "Nezrim olsun" denilmesi de böyledir. Bu halde bakılır: Eğer bununla
herhangi bir sayı olmaksızın oruca niyet edilmiş ise, üç gün oruç gerekir.
Miktarsız sadakaya niyet edilmişse, on fakire birer fitre mikdarı vermek
gerekir.
248- Nezirde kasd ve kasıdsızlık (hüküm bakımından)
eşittir. Buna göre "Allah için bir gün oruç tutayım" diyecek yerde yanılarak:
"Bir ay oruç tutayım" denilse, bir ay oruç tutulması gerekir. Bu ayı belirlemek
nezreden kimseye aittir. Nezrin arkasından hemen oruca başlanması şart değildir.
249- "Allah rızası için şu gün (perşembe günü) oruç
tutayım" diye yapılan bir nezir, en yakın olan perşembe gününe ait bulunmuş
olur. Yalnız o gün tutulacak oruç ile bu nezir yerine getirilmiş olur. Her
perşembe oruç tutulması gerekmez. Fakat buna niyet edilirse, her perşembe oruç
gerekir.
250- Nezredilen günlerden birinde iftar edilirse, kaza
gerekir. Örnek: Belli günlerde oruç tutmaya nezreden kimse, o günlerin şiddetli
sıcağından oruç tutmaya gücü yetmezse, iftar eder ve elverişli günlerde
tutamadığı günleri kaza eder.
251- Oruç tutmak üzere yaptığı adaktan dolayı üzerine kaza
gereken kimse, bu kazayı geciktirip de kocasa (şeyh-i fani olsa) veya geçimini
kazanmak için pek zor bir sanat ile meşgul bulunsa iftar eder, her gün için
fidye verir. Fakirliğinden dolayı fidye vermeye gücü yetmezse, Yüce Allah'dan
mağfiret diler. Çünkü Yüce Allah'ın mağfireti boldur, merhameti geniştir.
252- Bir kimse: "Bir ay oruç tutayım, itikâfda bulunayım"
şeklinde nezrettiği halde,henüz bir gün geçmeden vefat etse, kendisine bir ay
oruç tutmak veya itikâfta bulunmak gerekir. Ayın belli olup olmaması eşittir. Bu
halde her gün için bir fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekir, vasiyet
bulunmadığı takdirde varislerinin izinleri ile bu fidye terekesinden
verilebilir.
Fakat bir kimse hasta olduğu halde böyle bir nezirde bulunup da iyileşmeden
vefat etse, kendisine bir şey gerekmez. Amma arada bir gün dahi olsun, iyileşmiş
olsa, bir aylık fidye vasiyet etmesi gerekir.
İmam Muhammed'e göre, yalnız sağlığa kavuştuğu günler mikdarı fidye vasiyet
etmesi gerekir.
253- "Yüce Allah'ın rızası için kurban keseyim" veya
"Nezrim olsun kurban kesip etini fakirlere sadaka olarak vereyim" diye yapılan
bir nezir geçerlidir. Fakat: "Şu hastalıktan iyi olursam, bir koyun keseyim"
veya "Falan türbe için bir kurban keseyim" gibi nezirler, söz vermeler bir nezir
hükmü taşımaz. Allah'ın rızasından başka bir kimse adına kurban kesilmesi caiz
değildir.
254- "Falan kimseye şu kadar para adadım, falan türbeye şu
kadar mum adadım, falan zatın gelmesi için kuban keseceğim" gibi sözler caiz
değildir. Hele bir ölü hakkında: "Ey mübarek zat! Sen benim şu işimi yoluna
koyarsan, şu hastama şifa verirsen, şu kayıp malımı bana geri çevirtirsen, senin
türbene şu kadar şey harcayayım" şeklindeki adaklar batıldır, haramdır. Belki:
"Allah rızası için şu fakire şu kadar para vermek adağım olsun, Allahü Teâlâ
hastama şifa verirse, şu kayıp malı bana geri döndürürse, Hak rızası için sadaka
vereyim, kurban kesip etini sadaka vereyim, onlann mescidlerine hasır ve
zeytinyağı alayım" şeklinde bir adak yapılabilir.
255- Adak kurbanının etini nezreden kimse yiyemeyeceği
gibi, zevcesi ile usul ve furuu (baba, babanın babası, evlad ve evladlarının
çocukları) da yiyemezler. Bunu fakirlere sadak olarak dağıtmak gerekir. Eğer
yiyecek olursa, yediklerinin kıymetini fakirlere vermek gerekir.
256- Yapılan bir nezir veya yemin keffareti yerine
getirilmezse, hakim tarafından yapılmasına adam zorlanamaz. Çünkü bunlar, sadece
diyanetle ilgili olarak mükellefe yönelen birer borçtur.
ORUÇ
KİTABI
İLMİHAL ANA SAYFASI
|