Hunlar Döneminde Tepme Keçecilik
Uygurlar Döneminde Tepme Keçecilik
Orta Asya'dan Günümüze Tepme Keçeler
Uygurlar Döneminde Tepme Keçecilik
Çin kaynaklarında Uygurların M.Ö. Dink - ling, M.S. 4.
Yüzyıldan sonra ise T'ie-le adı verdikleri boylardan geldikleri
belirtilmektedir. Bugünkü Moğolistan'da Selanga nehrinin doğu kıyısında,
Göktürklere bağlı olarak yaşamış olan Uygurlar; 745'de Göktürklerin yerine Uygur
Devleti'ni kurmuşlardır.
Türk boyları, Çince kao-ch'e denilen, dört tekerlekli
kağnıları ile, sürülerini otlattıkları yaylalar ve surlar içindeki kışlıklar
arasında göç etmişlerdir. Kubbeli veya kümbetli otağlar kışın surlar içine
kurulmuştur. Surlar içine, ayrıca otağa benzer, ağaçtan köşklerde yapılmıştır.
Yaz geldiğinde kerekü denilen ve katlanabilen otağ, kağnıya yüklenmiş halde veya
kurulmuş durumda yaylalara göç edilmiştir. Bu göçlerde kağnı ile taşınabilen
otağlar yanında; çok renkli keçeden, kilimden veya işlemeli kumaşlardan yapılmış
örtüler; göçebe hayata uygun kaftanlar, çakşırlar, çizmeler, börkler, kemerler,
süs eşyaları, at koşumları kağnılı boyların beraberinde bulunan önemli eşyaları
arasında yer almıştır.
5. yüzyıldan itibaren, atlı göçebe yaşam tarzından, yerleşik
düzene geçen Uygurlar; yeni bir kültür yapısının en güzel örneklerini
oluşturmuşlardır. Uygurların bu gelişmesinde; Çin ve Hint uygarlıklarının
etkileri olmakla birlikte Hun ve Göktürklerin kültürünü kendilerine özgü bir
şekilde sentez yapmış ve yaşatmışlardır. Böylece Uygurlarda, bozkır ve atlı
göçebe yaşamı, şehir kültürü içerisinde yeniden biçimlenmiştir.
Uygur kent kalıntılarında, Buddha ve Mani tapınaklarında
görülen dinsel konulu freskler ve minyatürler Türk resim sanatının en erken
örnekleridir. 7 ve 9. yüzyıllara tarihlendirilen, Hoço, Bezeklik, Sorçuk ve
Turfan'da bulunan bu örneklerden ve Uygurca yazılmış metinlerden Uygurların
tarihi ve kültürü hakkında bilgiler elde edilmiştir. Koyu mavi ve kırmızı
renklerin ağırlıklı olarak kullanıldığı bu eserlerde rahip, vakıfçı prens,
prenses ve soylular, atlılar ve savaşçılar seçilen konular arasındadır.
Grünwedel ve Le Cog tarafından Turfan'da yapılan kazılarda;
Maniheist sanata ait freskler, ipek üzerine boyanmış resimler gibi bir çok örnek
ortaya çıkarılmıştır. Bu resimlerin hemen hemen tamamında kişiler; beyaz veya
kırmızı urbaları ve maniheist külahları ile tanınırlar. Türk kavimlerince yaygın
bir şekilde kullanılan keçe şapka ve külahlara Uygurlar döneminde tepecikler
ilave edildiği bu fresklerden anlaşılmaktadır.
Sorçuk'ta bulunan diğer bir freskte bayan vakıfçılara yer
verilmiştir. Vakıfçılar, yine keçe yaygı üzerinde tasvir edilmişlerdir. Beyaz
renkli bu keçe yaygının kenar suyunda ve zemininde, kırmızı renkle oluşturulan
bezemeler kullanılmıştır.
Uygurlar döneminde özellikle vakıfçılara ilişkin örneklerde
bezemeli yaygıların yer alması, bu dönemde tepme keçe tekniği ile elde edilen
yaygı geleneğinin devam ettiğini belgelemesi bakımından önemlidir.
Uygulara ait olan ve Hoço'da bulunan bir minyatürde Mani
Türklerinin keçe şapka giydiklerini ortaya koymaktadır.
Tepme keçe tekniği ile elde edilen, beyaz renkli bu keçe
şapkaların formları vakıfçıların giydikleri şapkalardan farklı görüntü
sergilemektedir. Her iki örnekte mani rahiplerinin kendilerine özgü biçimde
beyaz keçe şapkalarla tasvir edilmesinden; bu dönemde keçe şapkaların
kullanımına devam edildiği ve bireylerin sahip olduğu pozisyona göre keçe
şapkaların formlarının da değişiklik gösterdiği anlaşılmaktadır.
Nitekim Hoço'da bulunan bir başka örnek bu durumu daha açık
bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu örnekte, başında siyah renkte ve keçeden
yapılmış olduğu tahmin edilen bir külah bulunan figüre yer verilmiştir. Gabain
(1973), bu figürün giyindiği şapka türünün genç beyler tarafından kullanıldığı
belirtmesi, Uygurlar döneminde giyilen şapkaların bireylerin kimliğini ortaya
koymasında etkili olduğunu vurgulamaktadır.
Orta çağda, özellikle Moğol İmparatorluğu'nun yayılmasından
sonra, Babür'ün Hatıratı'nda da bahsettiği gibi keçe üstünde kaldırma geleneği
geç dönemlere kadar devam etmiştir.

Yine Harezm'de Acem Büyük Elçisi Rıza Kuli Han, Hive'de bir
kağan seçimini anlatırken, "onları beyaz bir keçe üzerine oturttular ve onları
kaldırdılar" cümlesine yer vermesi yukarıdaki bilgileri tamamlamaktadır.
Diğer yandan 1220 yılında Cengiz Han'ın daveti üzerine
karargahına giden Çinli filozof Çang - Çun raporunda Cengiz Han'ın kardeşinin
keçeden yapılmış karargahında söz edilmiştir.
1245 yılında Papa 4. İnnocentius tarafından elçi olarak
Moğolların ülkesine gönderilen Johennes Plano de Calpini ve arkadaşı Stephanus
Bohenus; elçilerin ve büyük hanın hanımlarının her birine ait beyaz keçeden
yapılmış çadırlarının olduğunu anlatmıştır. Bütün bu elçilerin verdikleri
bilgiler, Moğollarda keçe çadır geleneğinin devam ettiğini kanıtlamaktadır.
1253 yılında Fransa Kralı 9. Ludwing tarafından Moğolistan'a
Mengü Han'a elçi olarak gönderilen Rahip Rubruk'un verdiği bilgiler bu dönemde
keçenin çadırlar dışında farklı şekillerde kullanıldığını ortaya koyması
bakımından önemlidir. Rubruk; İç Asya'da, Tatarlar arasında gördüğü bazı keçe
çadırlarının üzerine yine renkli keçeden yapılmış kuş ve hayvan figürlerinin
bulunduğundan söz etmiştir. Çadırın iç döşemesine ilişkin bilgi verirken;
"Çadırın beyinin devamlı oturduğu yerin üzerinde keçeden
yapılmış olan bir bebeği veya küçük bir heykelciği anımsatan bir İdol'ün asılı
durduğunu ve bu heykele beyin "erkek kardeşi" adının verildiğini ifade etmiştir.
Evin hanımının başının üzerinde de yine çadıra asılmış ve diğerine benzer küçük
heykelciğe ise "hanımın erkek kardeşi" gözü ile bakıldığını bildirmiştir. Aynı
satırların devamında "beyin ve hanımın erkek kardeşleri" olarak nitelendirilen
idollerin arasında bulunan İdolin ise yurdun koruyucusu olduğunu belirtmiştir.
Rubruk'un yukarıda verilen sözlerinde; Hunlar ve Göktürkler
döneminde "töz" olarak kullanılan kurt, geyik, ejder vb. figürlerin daha geç
dönemlerde yerine insan biçimindeki idollere bıraktığı, ve yine bu idollerde
keçenin kullanıldığı anlaşılmaktadır.
TARİHÇE
KEÇECİLİK ANA SAYFA
|