|
Türkmüsün.Net - Türk Hat Sanatı
Türk Tezhib Sanatı
Tezhib sözcüğü, Arapça’da altınlamak anlamına gelir. Genelde kağıt
üzerine altın ve çeşitli renklerle yapılan, çoğunluğu figürsüz olan süslemeler
“tezhib” olarak adlandırılır. tezhib en çok el yazması kitaplarda kullanılmakla
birlikte tek levha halindeki yazıların çevresinin de tezhiblendiği görülür. Bu
süsleme, kitap içinde en çok baş sayfalarda kullanılmıştır. Çok özen gösterilen
kitaplarda baştaki iki sayfada yazıya ayrılan küçük bir bölümün dışında, tüm
alanın tezhible kaplandığı da görülür. Özellikle Kur’an-ı Kerim’in ilk iki
sayfasının bu tür bir süsleme ile doldurulması adeta bir kural haline gelmiştir.
Kur’an-ı Kerim’in dışındaki kitaplarda ise genellikle metnin başında tezhibli
bir besmele bölümü koymak yeterli olmuştur. Bu tür baş sayfalarda besmelenin
zemini ve çerçevesi de tezhiblidir. Ayrıca çoğu kez yazının üst kısmında
tezhibli bir tepelik bölümü yer alır. Kitapta metin kısmından önce gelen bir ya
da iki sayfa daha fazla tezhibli olabilir. Bu tür sayfalarda genellikle yazı
bulunmaz, figürsüz süsleme tüm sayfayı kaplar. Ortasında yalnızca madalyon
biçiminde bir süslemenin yer aldığı örnekler de vardır. Topkapı Sarayı
Kütüphanesi’nde bulunan Hünername’nin (H.1524) zengin bir biçimde süslenmiş
sayfasında cetvelle çevrili, yazı yazmaya ayrılmış bölümün ortasında “şemse”
denilen oval bir madalyon yer almaktadır. Ayrıca köşelikler ve zengin bir
çerçeve de düzenlemeyi tamamlamıştır. Bunların dışındaki alan çoğunlukla boş
bırakılırdı. Bu örnekte ise ebrû denen mermer taklidi süsleme ve bunun üstüne
serpilmiş altın, yani zerefşân bulunmaktadır.
Bazen ilk sayfada bir çiçek ya da çiçek buketi yer alır. Bu, özellikle 18.
yüzyıl ve sonrasında kullanılmış bir yöntemdir. Çiçekler, dönemine göre az ya da
çok natüralist işlenmiş olabilir. En sık kullanılan çiçek ise güldür. İstanbul
Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan yazmada (A.5668) ise oldukça stilize
işlenmiş bir zerrinin karşılıklı iki sayfada simetrik olarak yer aldığı görülür.
Kitabı tanıtıcı ve kimin için yazıldığını belirten bilgiler de tezhibli
madalyonlar içinde yer alabilir. Bu tür sayfalara “Zahriye”, bu amaçla yapılan
süslemeye ise "zahriye tezhibi" denir.
Kur’an-ı Kerim en çok tezhiblenen kitaptır. Kur’an yazmanın ve süslemenin sevap
sayılmasının bunda büyük etkisi vardır. Özel önem verilmiş pek çok örnekte
baştaki ilk iki sayfanın tamamının yanı sıra sûre başlıkları da tezhiblenmiştir.
Sûrenin adının belirtildiği yazı ise, farklı bir renkle örneğin beyaz ya da
altınla yazılır ve bu yolla normal metinden ayrılır. Yazıdan arta kalan bölümde
ise dönem üslûbunun gereği olan süslemeler yer alır.
Hattatın adını veren sayfaya ise “Ketebe sayfası” denir. Bu sayfada çoğu kez
kitabın hattat tarafından kopya ediliş tarihi de vardır. Ketebe, tam sayfada yer
aldığı gibi, yalnızca bir bölümde de bulunabilir. Topkapı Sarayı
Kütüphanesi’ndeki Kur’an’ın (E.H.148) ketebe sayfasında, hattatın adı dekoratif
bir çerçeve içine beyaz renkle yazılmıştır. Bu, 16. yüzyılın ünlü hattatlarından
Amasyalı Şeyh Hamdullah’ın ketebesidir.
Sayfa tam dolmadan metin kısmı bittiği zaman kalan boşluk, tezhibli bir madalyon
ya da başka bir süsleme ile doldurulur. Sık rastlanan başka bir yöntem ise
satırların gitgide daha kısa yazılması ve yazının üçgen biçiminde bitmesidir.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan Kur’an’da (EH.70) ise değişik bir yol
izlenmiştir. Bu örnekte son satırlar ketebe ve tarihe ayrılmış, tezhib ise altta
kare bir çerçeve içinde yer almıştır.
Kur’an-ı Kerim’de ayet sonlarındaki noktalar yani duraklar da belirtilmiştir. Bu
duraklar çoğu kez tezhible süslenmiştir. Erken ve klasik dönemlerde yalın olan
duraklar, 18. yüzyıldan başlayarak daha özenli bir hal almıştır. Sanatçı, bu
küçük madalyonlarda geniş hayal gücünü ve başarma zenginliğini sergileme fırsatı
bulmuştur. Tezhib niteliğinde süsleme, kitabın hemen her yerinde bulunabilir.
Çok özenli bazı örneklerde sayfaları korumak için yerleştirilen ince kağıtlarda
bile altınla yapılmış süslemelere rastlanır.
Kitap sayfalarının yanı sıra, duvara asılmak için hazırlanan levhalarda da
tezhib kullanılmıştır. Hilye-i şerifler, hattat diploması niteliğindeki yazılar
da bu grupta toplanabilir. Bu tür levhalarda yazı arasında kalan boşluklar
çeşitli biçimlerde tezhiblenir. Giderek, düzenlemenin tümü de tezhibli bir
çerçeve içine alınır. Ferman ve tuğralar da tezhiblenmiş yazılı örnekler
arasında yer alırlar.
Klasik bir tezhib, altın ya da lacivert zemin üzerine rûmî veya çiçek
bezemelidir. Ayrıca zenginleştirici yöntemler de kullanılmıştır. Topkapı Sarayı
Kütüphanesi’nde bulunan EH. 308, 309, 311 no.lu yazmalarda bu zenginleştirici
yöntemlerden birine tanık olunur. Sayfanın kenarındaki altın çerçeveli kısımda
iğne arkası ile bastırılarak oluşturulan noktaların yüzeyden farklı bir biçimde
parıldamasıyla değişik bir görüntü ortaya konmuştur. Tezhibin bittiği yerde ise
kağıdın zemin rengine geçişi yumuşatmak için tığlar kullanılmıştır. Bu ögenin
ikinci bir tezhib sayılabilecek kadar yüklü örnekleri de vardır. Tığ, genelde
ince bir çizgi ve bunu zenginleştiren nokta, çizgi ya da küçük çiçeklerden
oluşur. Bazı yazmalarda tığların aşırı derecede abartıldığı da görülür.
Bir tezhib türü de Halkâr’dır. Bu sözcük, Farsça’da altınla süsleme anlamına
gelmektedir. Altının az ya da çok yoğun, ince ya da kalın çizgiler halinde
kullanılması ile farklı renk etkileri oluşturulabilir. Genellikle az renk
kullanılır ve yumuşak tonlar tercih edilir. Klasik tezhib ile halkârın birlikte
kullanıldığı örnekler de bulunmaktadır.
Tezhible birlikte kullanılan bir başka teknik ise, sayfa yanlarında ya da yazı
levhalarının çevresinde yer alan “Ebrû”dur. Ebrû pek çok kişinin çocukluğunda
denediği bir yöntemin gelişmiş biçimidir. Boyalar bir sıvı üzerine yayılır ve
daha sonra kağıt bu sıvıya değdirilerek soyut bir takım biçimler elde edilir.
Katığ ise daha az tanınmış bir tekniktir. Bu teknikte, yazı ya da süsleme
kağıdın oyulması ile elde edilir.
Tezhibin ana malzemesi altındır. Altın, varak yani ince yapraklar halinde kağıt
arasında saklanır. Bu tür altın doğrudan doğruya yapıştırılarak kullanılabilir.
Ama ince desenler için ezilerek kullanılır. Bir pota içinde Arap zamkı ve su ile
parmakla ezilir, daha sonra zamkın fazlasının alınabilmesi için suyla
karıştırılır. Altın zerrecikleri dibe oturunca üstteki suyun fazlası akıtılır.
Kalan az miktarda su ise tozdan korunmuş bir yerde kurumaya bırakılır. Böylece
altın, boya gibi fırça ile sürülebilecek bir malzeme haline gelir. Yeşil altın
ya da gümüş de renk etkileri elde etmek için yanyana kullanılabilir. Ancak
gümüş, kağıdın zamanla bozulmasına neden olur.
Bir tezhibin hazırlanmasında izlenen klasik yol şöyledir: İnce kağıt üzerine bir
desenin tümü ya da yinelenen bölümlerinden yalnızca biri çizilir. Deseni
oluşturan çizgiler, birer milimetre kadar aralıkla iğne ile delinerek bir kalıp
hazırlanır. Bu kalıp, süslenecek yüzey üzerine yerleştirilir. İnce kömür tozu
dolu küçük bir torbacık, kalıp üstünde gezdirilir ve noktaların yüzeye geçmesi
sağlanır. Noktaların araları da ince kalemle birleştirilerek desen ana yüzeye
geçirilir. Boyama işlemine altınla başlanır. Hafif jelatinli su ile sulandırılan
altın, fırça ile sürülür. Altının parlaması için de “Zermühre” denen bir alet
kullanılır. Bu, parlak yüzeyli bir taştır. Bunun için genelde akik tercih
edilir. Bir sapa oturtulan bu taşın yüzeye sürülmesi ile altın parlak bir
görünüm kazanır. Daha sonra çok ince bir fırça kullanılarak konturlar çizilir.
Bu konturlara "tahrir" denir. Konturların çizilmesiyle zemin renklerinin altın
yüzeye akması bir derece de olsa önlenmiş olur. Sonra sıra zemin kısımlarının
renklendirilmesine gelir. Zeminde genellikle lacivert kullanılır. Bu bir ölçüde
dönem üslûbuna ve sanatçıya göre de değişir. En sonunda renkli ayrıntılar
eklenir, tığlar çekilir, zeminde serpme, nokta ya da tarama gibi son rötuşlar
yapılır.
Türk tezhib sanatının Anadolu Selçuklulardan başlayarak Osmanlılara kadar uzanan
bir geçmişi vardır. En erken tarihli örneklerden biri, bugün Topkapı Sarayı
Kütüphanesi’nde bulunan 1131 tarihli bir Kur’an-ı Kerim sayfasıdır. Sayfanın
çerçevesi “Selçuklu geçmesi” denen örgülü bir bordürden oluşmuştur. Bu
çerçevenin içinde kalan bölüm ise geometrik madalyonlara bölünmüştür. Geometrik
madalyonların içinde ise beyaz kufî yazılar yer almaktadır. Geometrik süsleme,
geçme motifleri ve kufî yazının dekoratif kullanılışı Selçuklu tezhibinin
karakteristik özellikleridir.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndeki 13. yüzyıla ait Kur’an’da (B.5) tarama
niteliğindeki bir süsleme üzerinde çok dekoratif iri kufî yazı karışmıza çıkar.
Kufî yazı, oval bir madalyon içinde sûre başlığında da kullanılmıştır. Bu
örnekte altınla çerçeveli yazı bölümünde ise gösterişli duraklar dikkati
çekmektedir. Selçuklu tezhibi için karakteristik olan bir durum da cedvel
dışındaki yuvarlak madalyonlardır. Birbirine bitişik iki kareden oluşan “Cedvel
dışı gülü” de dönemin sevilen bir formudur. Yine aynı eserin başlangıç sayfası
tezhibinde ise geometrik süsleme egemendir. Palmet, yarım palmet ve rumi
motifleriyle zengin bir görünüm kazandırılmıştır. Burada Selçuklu dönemi süsleme
sanatının temel elemanları olan geometrik süsleme ve yarım palmet motiflerinin
bir arada kullanıldığı görülür.
13. yüzyıldan çok sayıda tezhibli kitap kalmıştır ama hangilerinin Anadolu
kökenli olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Topkapı Sarapı Kütüphanesi’ndeki
Kur’an-ı Kerim (K.357), Anadolu kökenli olduğu kesinlikle bilinen az sayıdaki
örnekten biridir. Baştaki tezhibli sayfada sûre adının bulunduğu bölümün ve alt
boıluğun tezhibli olduğu görülür. Bu örnek, palmet, yarım palmet, rumiler ve
altın zemin üzerinde sulu karmen kırmızısı gölgeleriyle tipik bir Anadolu
Selçuklu eseridır. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndeki 14. yüzyıla ait olduğu
sanılan yazmanın (A.577) baş sayfa tezhibinde ise Selçuklu sülüsü denilen tipte
beyaz yazılar karışmıza çıkar. Lacivert zemin ve canlı renklerle tüm sayfayı
aralıksız kaplayan bu tezhib de dönemin tipik bir ürünüdür.
15. yüzyılın ilk yarısından Osmanlılara ait pek az tezhibli örnek kalmıştır.
Bunlardan biri de Sultan IŞ. Murad için yazıldığı bilinen, müzik konulu
kitaptır. Baştaki iki sayfada rumi ve küçük çiçekli tezhib tüm sayfayı
kaplamaktadır. Bu eser, klasik Osmanlı tezhiblerinin öncülerinden biridir. Aynı
kitabın bir başka sayfasında ise çeşitli tezhib düzenlemeleri bir araya
getirilmiştir. Yazı oval bir madalyon içine alınmış, tezhib için açık renk bir
zemin tercih edilmiştir. Rumilerin egemen olduğu süslemeyi, küçük çiçeklerin
oluşturduğu zarif bir çerçeve sınırlamaktadır.
Fatih Sultan Mehmed dönemi, birçok sanat dalında olduğu gibi, tezhibte de bir
doruk noktasıdır. Fatih için hazırlanan birçok eser, ağırbaşlı ve olgun bir
üslup sunar. Daha önceki dönemlerde Kur’an tezhibleri ön planda idi. Oysa Fatih
döneminde bilim ve sanatla ilgili telif ve tercüme pek çok eserla karışlaşılır.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan A.3282 no.lu yazmanın baş sayfasında
eserin Fatih’in kitaplığına ait olduğunu belirten tuğralı mühür yer almaktadır.
Yine Fatih’in özel kitaplığı için hazırlanmış olan Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki
yazmanın (Damat ıbrahim Paşa 819) zahriye sayfasında Fatih için hazırlandığını
belirten satırlar, ortada daire madalyon içinde yer almaktadır. Bu örnek,
sayfanın tümünü kaplayan tipik bir Fatih dönemi tezhibidir. Topkapı Sarayı
Kütüphanesi A.2208 no.lu Unmuzac’da ise Fatih dönemi için tipik bir başlık
örneği görülmektedir. Kufî besmele beyazla yazılmış olduğundan tezhibin içinde
çok iyi belirmiştir. Yazının zemininde kıvrık dallar, tepelik olarak da
rumilerden geniş bir bordür yer almaktadır. Tığların yalın oluşu ilginçtir.
Zaten genelde süslemede aşırıya kaçılmadığı görülür.
16. yüzyıl, tezhib sanatında başka bir açıdan da doruk noktasıdır. Bu dönemde
metin kısmından önce gelen tam sayfa tezhibler çok zengin süslemelidir. Zeminde
lacivert rengin egemenliği azalmıştır. Altın ve lacivert zemin hemen hemen
dengededir. Rumiler ve çiçekler yine gözde formlardır, ama işçilik aşırı
derecede incelmiştir. Yüzyılın başına ait olan bir Kur’an’ın (Topkapı Sarayı
Küt. H.70/71) baş sayfasında süslemenin aşırı yüklü olduğu görülür. Sanatçı
burada ustalığını gösterme çabasına girişmiştir.
16.yüzyılda Kur’an-ı Kerim tezhibleri ön plandadır. Çok önem verilen örneklerde
yazıdan önce tezhibli iki sayfa bulunur. Ama normal örnekler, metnin ilk iki
sayfası ile başlar. Bunlarda başlıklar ve geniş çerçeveler yazıyı adeta ikinci
plana itmiştir. 1523/24 tarihli, Kanuni için hazırlanmış olan ve bugün Topkapı
Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan Kur’an (EH.58), altın zeminin ağırlık kazandığı
klasik bir tezhib örneği sayılabilir. eserin zahriye sayfasında ise Kanuni için
hazırlandığını belirten satırlar bir şemse içindedir. Zemin renklerinin açık
oluşu, genel görünüme bir hafiflik kazandırmaktadır. Aynı eserin bir başka
sayfasında da hattatın adı belirtilmiştir. Tezhibi yapan ve müzehhip ya da
nakkaş ünvanını taşıyan ustanın adı çok sık belirtilmez. Bu örnek, şemsenin
altındaki salbek denilen kısımda nakkaşın adının bulunmasıyla önem kazanır.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan ve 1539/40 tarihli Guy-i Çevgân adlı
eserin baş sayfasında ise yazı, kağıttan oymadır. Çok zengin tezhibi aşırı süslü
tığlar da desteklemektedir.Kalan boıluklar ise serpme altınla doldurularak yüklü
bir süsleme oluşturulmuştur.
Aynı kütüphaneye EH. 307 no. ile kayıtlı, 1579 tarihini taşıyan En’am-ı şerif’in
baş sayfası ise oldukça yalındır. Yalnızca başlık ve tepelik tezhiblenmiştir.
Oldukça farklı teknikteki bu örneklerde değişik bir yöntem kullanılmıştır. Önce
zemin renklendirilmiş, altın daha sonra sürülmüştür.
Ünlü hattat Ahmet Karahisari’ye ait Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan
Kur’an-ı Kerim’de (YY 999/EH. 157) birbirinin eşi olan duraklar oldukça
yalındır. Ancak sayfa yanındaki güller ve sûre başlıklarının çok zengin ve
çeşitli olduğu görülür. Sayfa yanındaki aşer gülleri, oval madalyon ve tığlardan
oluşan üçlü düzenleme, yazılı kısmın yüksekliğini bile aşmaktadır.
Sûre başlığında 16. yüzyılın sevilen motiflerinden biri de Çin bulutu denen
süsleme formudur. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan Kur’an’da (EH.58) Çin
bulutu küçük çiçeklerle birlikte kullanılmıştır. Sayfa kenarındaki oval bir
şemse biçimindeki hisib gülü, iki uçtan tığlarla uzatılmış durumdadır.
Yine Ahmet Karahisari’ye ait, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndeki Kur’an-ı Kerim’in
(YY 999) tezhibi saray nakış atölyesinin ürünüdür. Burada atölyeyi yöneten baş
nakkaş Karamemi’nin getirdiği yeniliklerden biri görülür: Natüralist motifler
süsleme sanatımıza girmeye başlamıştır. Yazının sağ ve solundaki bahar açmış
meyva dalları bu açıdan ilginç motiflerdir.
Karamemi, Kanuni döneminin süsleme sanatına büyük etkisi olan bir sanatçıdır.
İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde T 5467 no. ile kayıtlı olan Kanuni’nin
Muhibbi mahlası ile yazdığı Divan, dönemin başarılı örneklerinden biridir. Bu
eserin 1566 yılında tamamlanan nüshasının ilk sayfasında Hatâî olarak
adlandırılan geleneksel, stilize bitki motiflerinden oluşan güzel bir halkâr
örneği görülmektedir. Aynı eserin başka bir sayfasında ise natüralist motiflerin
klasik tezhibe girmeye başladığı görülür.Tığlardaki lâleler bu açıdan ilginçtir.
Bir başka sayfada da cedvel dışında Karamemi atölyesinin ürünü tipik bir halkâr
örneği yer almaktadır. Gül, karanfil, lâle, sümbül türünden çiçekler natüralist
üslûbun habercileridir. Sayfa içindeki tezhibli küçük bölümlerde ise farklı bir
üslûp dikkati çekmektedir. Karamemi ve yönetimindeki saray nakış atölyesinin
Osmanlı süsleme sanatına natüralizmi getirdiği, bu örneklerden anlaşılmaktadır.
Karamemi’nin adının bulunduğu sayfada ise lâle, Manisa lâlesi, karanfil ve
güllerle âdetâ bir bahçe görünümü kazandırılmıştır. Sanatçının adı, gül
fidanının kök kısmında yer almaktadır.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan Murakka Albüm’ün (EH. 2327) 17. yüzyıl
sonu ya da 18. yüzyıl başlarına ait olduğu sanılmaktadır. Bu albümde yazının
fazla boğulmadan süslenmiş olduğu dikkati çekmektedir. Zaten bir yazının
tezhiblenmesinde yazı-süsleme dengesinin kurulması, başarı ölçülerinin
başlıcalarından biridir.
18. yüzyıl tezhibinde çiçek önemli bir yer tutmaktadır. Sayfanın ortasında
oldukça natüralist buketler ve tek çiçekler bu dönemde sık sık görülmeye başlar.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi’de bulunan Hizb el-Âzam (M 418) adlı dua kitabında
baştaki tam sayfa tezhibin zemini altındır. Natüralist ve stilize motifler aynı
düzenleme içinde kullanılmıştır. 18. yüzyılda sayfa kenarındaki güller de
natüralist birer küçük çiçek ya da bukete dönüşmüştür.
Yine aynı kütüphanede EH. 55 no. ile kayıtlı olan 1785 tarihli bir Kur’an-ı
Kerim’in baş sayfası ise ilk bakışta klasik bir tezhibe benzemektedir. Ancak
dikkatle bakıldığında çiçeklerin egemen olmaya başladığı, rûmî gibi klasik
motiflerin önemini yitirdiği görülür. Tığlarda bile çiçekler tercih edilmiştir.
Aynı eserin ilk sayfasında yer alan halkâr tekniğindeki gül goncasının doğaya
yakın görünümü de ayrıca dikkate değerdir. Bu dönemde özellikle dua kitaplarının
ilk ya da son sayfalarında bu tür çiçek minyatürlerine oldukça sık
rastlanmaktadır.
19. yüzyılda Batılı akımlar, tüm sanat dallarında olduğu gibi süsleme sanatında
da ağırlık kazanmıştır. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan 1862 tarihli
Kur’an-ı Kerim’in baş sayfasında Rokoko üslubu görülür. Altın zemin, iri
yapraklar, stilize güller, iğne arkası ile yapılmış noktalarla Rokoko’ya özgü
aşırı bir süsleme oluşturulmuştur.
19. yüzyılın sonlarında ise ulusal akımlar yeniden sanatımıza girmiştir. Topkapı
Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan ve baş sayfası klasik tutumla tezhiblenmiş olan
Kur’an (MR 4) bu akımın izlerini taşır. Ancak matbaanın yurdumuza girmesiyle
birlikte tezhib yavaş yavaş önemini yitirmiştir. Yine de özellikle dini kitaplar
elle yazıldığından tezhib sanatı son zamanlara kadar varlığını sürdürmüştür.
TÜRK HAT SANATI ANA SAYFASI
|